Malum, benzine, elektriğe ve doğalgaza zam geldi mi, A’dan Z’ye her şeye zam gelecek gibi. Zam yapılmalı mıydı? Zammın savunulacak yanı var mı? Akıllı mantıklı ve insaflı insanlar için zammın savunulacak tarafı yoktur. Zam ekonomideki açık delikleri kapatmayı amaçlasa da, beklenildiği gibi bir netice doğurmamaktadır.
Ekonomimizi şöyle savunuyor olabilir siniz; “Tüm dünya sarsılıyor, gelişmiş ülkelerde dahi krizler yaşanıyor, hayat pahalılığı sadece bizde değil, tüm dünyada kendini gösteriyor” diye zamları ve yaşanılan ekonomik sıkıntıları savunabilirsiniz ancak bu haklı ve geçerli bir gerekçe değildir.
Sıkıntının kaynağının insan olduğunu düşünüyoruz. Sıkıntıların çözüm kaynağının da insan olacağını iddia ediyoruz. Bu nedenle insana yatırım yapılması gerektiğini vurguluyoruz. Ehliyet, liyakat, eğitim ve profesyonel ekiple çalışmanın önemini belirtiyoruz. Bu başarı için hayatın bir gerçeğidir. Bizim insan yetiştirmede sıkıntı yaşadığımızı herkes ifade ediyor. Tabii ki ifade etmek yetmiyor.
Ekonomide sıkıntıların olduğu gerçek. Bu sıkıntıları kabullenip bütçe açığını zamlarla değil, yeni tedbirlerle kapatmalısınız.
Öncelikle şunu söyleyelim, zammın savunulacak yönü var mı? Olmaması gerekir. Zam demek halka baskı ve zulüm demektir. Çünkü halkın büyük bir çoğunluğu asgari ücretle geçinmekte, günlük ihtiyaçlarını zar-zor karşılayabilmektedir. Ülkemizin bir gerçeği var, halkın yüzde doksanı ihtiyaç sahibi ve kısıtlı imkânlarla geçimini sürdürmektedir. İşi tıkırında olan ya da gelir seviyesi çoğunluğa göre daha üst seviyelerde yer alan insanımızın oranı yüzde onu – yüzde yirmiyi geçmez. Emekli-dul-yetim diye hitap ettiğimiz kesimin oranı da yüksektir. O halde yapılacak zamlar halkın büyük çoğunluğunu etkileyecektir. Onun için diyoruz ki, zam, zulüm demektir.
Ekonomik sıkıntıları ve bütçe açığını zamlarla mı kapatacaksınız? Çare, çözüm zam mıdır? Türkiye gerçeklerini bilen insanlar olarak diyoruz ki; hayır tek çözüm zam değildir. Hatta zam insanımıza yapılan en büyük saygısızlıktır. Neden mi?
Nedeni belli, Türkiye yer altı- yerüstü tabii kaynakları – zenginliği ve doğal yapısı itibariyle bakire bir vatan durumundadır. Medeniyetlerin beşiği, insanlık tarihinin ana vatanı konumunda olan Türkiye de ekonomik değerlerin iyi kullanılmadığı düşüncesindeyiz. Doğal zenginliğimiz, madenlerimiz, verimli topraklarımız ve üretim alanlarımızla Türkiye göz doldurmaktadır. Ama ne hikmetse bu zenginliğimizi göz ardı edip, hazır olanla yetinmeye çalışıyoruz.
Başımıza bela edilen terör illetinden zarar görüyoruz. Trafik teröründen zarar görüyoruz. Ekonomideki kaçaklardan, israflardan, her dönemin yolsuzlukları ve hırsızları-soyguncuları yüzünden zarar görüyoruz. Ne hikmetse ekonomideki kaçakları bir türlü önleyemiyoruz. İsraf ekonomisinden kurtulamıyoruz. Devlet harcamalarındaki israfları önleyemiyoruz. Ekonominin faturasını gariban Türk halkına çıkarıyoruz.
Devleti dolandıran, Milletin malını çar-çur edenlerden hesap sorabildik mi? Devletten çaldığı paralarla köşe dönmüş olan Milli hırsızlarımızdan milletin hakkını geri alabildik mi? Türkiye’de karanlık usullerle para kazanıp bu paraları Avrupa-Amerika-İngiliz bankalarına aktaranlardan hesap sorabildik mi? Hayır, hayır, hayır!
Kendi insanımızın ihtiyaçları varken, Milli ekonominin çar-çur edilmesine de gönlümüz rıza göstermiyor. Teröre verdiğimiz kurbanlar son bulmalı. Terör belasıyla sarsılan ekonomimiz artık bir düzene girmelidir. Kaçakları önleyelim, hırsıza, vurguncuya, dolandırıcılara, hortumculara dur diyelim. İsrafı durduralım, keyfi harcamaların önüne geçelim yeter. Milli kaynakları da harekete geçirelim. Evet diyoruz ki; zam bu millete yapılan bir zulümdür.