Geçtiğimiz hafta oğlum Ahmet Rasim’in hastalanmasıyla beraber gittiğim hastanede, Yozgat’ta virüs salgını olduğuna şahit oldum.
Yetkililerden henüz resmi bir açıklama gelmedi fakat bu salgından dolayı tedavi gören çocukların sayısı azımsanacak gibi değil.
Hatta durum öyle bir hal almış ki; ishal, kusma, yüksek ateş gibi şikayetlerle hastanelere getirilen çocuklara öncelikle bu salgın hastalığa sebep olan virüsün tahlilleri yapılıyor.
Virüsün adı “rota” ve çok çabuk bulaşabiliyor.
Yazıma başlarken, Yozgat’ta giderek yaygınlaşan bu virüs salgını hakkında sizleri de bilgilendirmek istedim…
Geçtiğimiz hafta hastanede oldukça ilginç diyaloglara şahit oldum.
Yozgat’ta uzman doktor açığı olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki memleketin kaderi doktor kadrolarından yana gülmedi.
Zaten eldeki doktorların da kıymetini bilemiyoruz. Öyle ki işini yapmaya çalışan az sayıda uzman doktorumuz da bürokrasinin içinde boğuluyorlar.
Yeni tanıştığım bir uzman doktordan oldukça ilginç şeyler duydum.
Doktor, Yozgat’ta mecburen görev yaptığını, buradaki şartların sanıldığı kadar kolay olmadığını ve bürokrasi ile boğuştuklarını anlattı.
Arkadaşlarımın bazıları gitti, bazıları da gitmek için fırsat kolluyorlar çünkü doktor kadrosundaki açıktan dolayı mevcut çalışanlar fazlasıyla yoruluyorlar diyordu doktor.
Ayrıca, doktor eksiği nedeniyle nöbet ve icapçı olarak çalışanların da zorluklarla karşılaştığını anlattı.
Haksız değildi uzman doktor.
Günde ortalama 150-200 civarında hastaya bakacaksın, akşama icapçı olarak koşuşturacaksın vesaire vesaire…
Bürokrasi sağlam! Sağlık camiasında, memur ve yönetici kadrolarında eksik yok. Mesela müdür veya müdür yardımcısı açığımız yok vesselam…
İşin yükünü çeken doktorlar açısından durum aynı değil.
Kadrodaki eksiklikler mevcut doktorların daha çok çalışmasına ve haliyle de daha fazla yorulmalarına sebep oluyor.
Herkesin canı kıymetlidir. Yine herkesin çocuğu her şeyden değerlidir. Hastanelerde yüzlerce ebeveyn, kucaklarındaki çocuklarına en iyi hizmeti almak için koşturuyorlar.
Can bu, başka şeye benzer mi…
İlginç bir doktor-hasta diyaloguna şahit oldum. Onu aktarayım..
Cuma günü saat 17’ye geliyor. Yani mesai saati bitmek üzere.
Oğlumun tektik sonuçlarını göstermek için hocayı bekliyorum. Vakit akşamı bulmuş ama sıranın geleceğinden şüpheliyim!
Hemşire hanım, tetkik sonucu için beklediğimi öğrenince beni içeri aldı. Odada başka bir hasta daha vardı.
Geriye çekildim, izliyorum…
Doktor, çocuğun annesine soruyor; çocuğunuzun ne zamandan beri ateşi var diye. Annenin cevabı; bir haftadır böyle hocam…
Bir haftadır hasta olan çocuğunu hastaneye getirmek için Cuma gününü mü bekledin diye kızıyor doktor.
Haksız da sayılmaz doktor. Çünkü bazı tetikler hafta sonu yapılamıyor. Bir de bünyeleri daha zayıf olan çocukların rahatsızlandıkları anda doktora götürülmeleri gerekiyor.
Hasta çocuk beklemeye gelmez.
Gel de bunu hasta yakınına anlat işte…
Velhasıl, Yozgat’ta özellikle bebekleri ve çocukları etkileyen bir salgın hastalık söz konusu.
Aynı zamanda uzman doktor kadrosunda büyük eksiklikler var.
Belki yetkililer uzman doktor açığı olmadığını söyleyecekler ama hastane doktor kadroları tam olsa bile yetersiz olduğu hastanelerdeki yoğunluktan belli oluyor. Bunu anlamak için uzman olmaya gerek yok.
Her şey ortada…
Bir an önce, özellikle şu günlerde kapasitesinin üzerinde hizmet vermeye çalışan Bozok Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne uzman doktor takviyesi yapılması gerekiyor.
Çocuklarımızı, canlarımızı emanet ettiğimiz hekimlerin çalışma şartlarının düzelmesi için bu şart…