Geçtiğimiz yıl şike futboldaki şike davasıyla birlikte dağarcığımıza yeni bir kelime eklendi; tape…
Bir sabah uyandık ve TV’lerde herkes “tape”lerden bahsetmeye başladı. Biz önce teyp mi demek istiyorlar acaba diye düşünürken, ses ve görüntü kayıtlarının yazıya dökülmüş haline “tape” denildiğini öğrendik ama bu neyi değiştirir ki?
Belki “ses kaydı” demek zordu?
17 Aralık operasyonundan sonraki süreçte ses veya görüntü kayıtlarının çıkacağı belliydi. Hükümet-cemaat gerginliğinde gelinen noktada iki tarafında birbirine tahammülsüzleştiğini izliyoruz.
Gülen’in ses kayıtlarının internete düşmesi, ardından bakanların, bakan danışmanlarının, başbakanın oğlunun ve son olarak da başbakanın ses kayıtları bir bir internete düştü…
Bana göre bunların en ilginç tarafı, yasa dışı yapılan bu kayıtların çoğuna yalanlama gelmemesi oldu. Olayların ortasında kalan kurum ve kuruluşlardan tutun da, hükümete yakın çevrelere kadar hiç kimse “Hayır, bu ses bana ait değil” demedi.
Daha çok, bu görüşmelerin yasa dışı şekilde kayıt altına alınıp kamuoyuna sunulduğundan dem vuruldu…
Tabi ki bahsettiğim bu görüşmelerin içeriği ayrı bir tartışma konusu. Birçoğunuz sosyal paylaşım sitelerinden bahsettiğim bu kayıtları izlemişsinizdir veya dinlemişsinizdir. Çünkü sosyal paylaşım sitelerinde tapeler havada uçuşuyor.
Tapelerle siyaset yapmak, tapelerle gerekli gereksiz insanların mahremine girmek, tapelerle ekonomiyi hatta ülkeyi yönetmek, bu şekilde yönetilmek ne kadar doğru?
Son yıllarda yapılan açıklamalar ve daha öncesinde yaşananların etkisiyle ülkede yaşayan hemen herkesi bir dinlenme korkusu aldı.
Bir dönem Ak Partide bakanlık yapan Abdüllatif Şener, 2009 yılında yaptığı açıklamada “Birkaç yıldır Türkiye’de yaşayan herkesin dinlendiğini” ileri sürmüştü.
Son 5 yıl içinde, bu ve buna benzen çok sayıda açıklama yapıldı.
Bakanların veya çocuklarının yanı sıra başbakanın ses kayıtlarının internete düşmesi çok düşündürücü bir durum… Başbakanının bile yasa dışı olarak dinlenebildiği bir ülkenin vatandaşlarının “Acaba dinleniyor muyuz?” diye şüphelenmeleri çok doğal.
Ses kayıtlarının içeriği ayrı bir tartışma konusu. Ama bunların siyasi bir araç olarak kullanılması ne kadar doğru?
Dün cemaat liderinin ses kayıtları çıktığında hükümete yakın çevreler bu kayıtları kullandılar. Bugün bakanların ses kayıtlarını karşı taraf kullanıyor.
Yeni, modern silahlar tapeler…
Yeni bir sürece giriyoruz; tape kimdeyse, güç onda!
Ne kadar doğru, ne kadar mantıklı?
Kontrol edilemeyen bir güç, yarın namlusunun kime döneceği belli olmayan bir silah gibi.
Dün MHP’de yaşanan video skandallarına, yarın Ak Parti’deki ses kayıtları mı eklenecek?
Tüm bunların üzerine, İnternet Yasası neyi değiştirecek ki…
Bu yasa yürürlüğe girdikten sonra sakıncalı bulunan internet içeriğine erişimin engellenmesi kararı en geç 4 saat içerisinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilecek.
Peki, bu ne kadar etkili olur?
“Yasa dışı” dinlemelerin yayılmasını engellemek için yasa çıkması bir ironidir…