Bir sohbet esnasında, cemaate yakın olanlara bugün yaşananlar hakkında sorular yönelttim. Onlara göre, Fethullah Gülen ve cemaatin bugün yaşanan olaylarla ilgisi yokmuş. Fotoğraf, görüntü, ses kayıtları vesairenin İsrail tarafından servis edildiğini ve suçun cemaatin üzerine kaldığını iddia ediyorlar.
Tamam, bugüne kadar dış güçler Türkiye üzerinde çok oyunlar oynadılar. Bugüne dek, sağ-sol, alevi-sünni, Türk-Kürt gibi Türkiye’nin sinir uçlarını fazlasıyla kaşıdılar.
Ama son yaşananların tamamen dış güçler tarafından planlandığını düşünmek mantıksız geliyor.
Başbakan Erdoğan kendisini dinleyen binlerce kişinin önünde cemaati işaret ederek, “Göndermeyin çocuklarınızı onların okullarına, dershanelerine” diyorsa, Fethullah Gülen’i işaret ederek “Bu komplonun arkasında neresi var? Pensilvanya'daki bir zat var. Pensilvanya'da ki bir zat var, 17 Aralık komplosunun fikir babası o, kasetler oradan çıkıyor, montajlar oradan çıkıyor. Bunlarda zerre kadar itikadı noktada da düşünme yok” diyorsa, vatandaş da “Bir bildiği vardır elbet” diyecektir.
Erdoğan, bu kadar kendinden emin konuştuğuna göre, konuyla ilgili istihbaratı vardır diye düşünüyorum.
Olay öyle bir noktaya ulaştı ki, gazeteciler Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a, Fethullah Gülen'in ABD'den iadesinin isteneceği yönündeki iddialar hakkında sorular yöneltmeye başladılar.
Ne kadar garip gelse de, 3 ayda gelinen durum bu…
Kasım 2013’te günümüzde konuşulanların bir satırını duymuş olsaydık, bu bile bizi güldürmek için yeterli olurdu. 3 ay önce bugünkü yaşananlara ihtimal vermezdik, veremezdik.
Vatandaş, daha düne kadar Ak Parti’nin yanında duran bir kesimin karşı tarafa geçmesinin şoku atlatamamışken, ortaya tapeler, ses kayıtları döküldü.
Şu günlerde herkes birbirine aynı soruları yöneltiyor; “Başbakanın ses kaydını dinledin mi? O ses Başbakana mı ait? Montaj mı, yoksa değil mi?...”
Bilgi kirliliği hat safhada, vatandaş kime, neye inanacağını şaşırmış durumda.
Bir tarafta hükümet, diğer tarafta cemaat ve cemaate yakın kesimler. CHP ve MHP’de bir taraftalar.
Her kafadan bir ses çıkıyor.
Bir de “terör” suçuyla yargılanan askerler neden içerde diye soranlar var tabi ki…
Daha düne kadar “Dışarda komutan kalmadı” manşetleri atan gazeteler, onları içerde unuttular sanırım.
Kim ne derse desin, yargıya olan güven sarsıldı.
Bu millet geçmişe dönük vicdan muhasebesine girerse içerde yatan komutanları da hatırlayacaktır elbet.
Vicdan muhasebesinde yapılan hatalara ceza verilmez. Çünkü hatayı gördüğünüz an zaten cezanın en büyüğünü almış olduğunuzu anlayıverirsiniz…
Madem bugüne dek paralel yapı vardı ve bu yapı zamanla hukuk sitemine yerleşti. Bu iki günde olacak iş değil. 10-20 yıl, belki de daha fazla…
O zaman dün alınan karların bağlayıcılığı ne olacak?
Kim, kimin vicdanında suçlu?
Vicdan bittiğinde, adalet çoktan gitmiştir…