Gazetecilik mesleğimin ilk yıllarında, Yerköy-Yozgat arasında mekik dokuyordum, haber yapabilme adına. O yıllarda her gazetenin bölge sayfası veya ekinin yanında yurtdışı baskıları vardı. Milliyet Gazetesi, yurtdışında en fazla insanı bulunan bölgelerin haberlerine geniş yer verirdi. O nedenle de Yozgat'ta haftada iki gün tam sayfa ayırırdı.
Okullar tatil olunca, ''Tatil Haberi'' yapmak üzere sokağa çıktım. Hal Girişi'nden Cumhuriyet Alanı'na geçtim, şimdiki durakların bulunduğu bölgede çocuklar ayakkabı boyacılığı yaparlardı, tatil dönemlerinde. Onların fotoğrafını çekip, birisiyle konuşmak için soru sormaya hazırlanırken, içlerinden birisi ''Vay be!.. Tatil tatil dedik.. Ayakkabı boyacısı olduk!...'' diye serzenişte bulundu. Çocuğun söylediklerini başlık yapıp, gönderdiğim Milliyet Gazetesi, Avrupa baskısı yerine yurt içi baskısında haberi genel sayfasıdan geniş kullandı.
Aradın onca yıl geçti, ''Değişen bir şey var mı?'' sorusunu kendime yönelttiğim de, o yıllarda olduğu gibi yoğun bir şekilde ayakkabı boyacılığı yaparak, önümüzdeki yılın okul harçlığını biriktirmeye çalışan çocuk sayısı yok denecek durumda. Pazarlarda elarabası ile yük taşımacılığı yapan çocukların sayısı da fazla sayılmaz, ama yine de var.
Devlet farklı kanallardan çocukların eğitim sürelerini sağlıklı tamamlamaları için ailelere destekler veriyor. Bir çoğu bunu istismar etmiş olsa da, çocukların tatil dönemlerinde, ''Para kazanıp, aile bütçelerine katkı sağlamaları'' adına sokakta çalışmalarının önüne geçilmiş olması, diğer istismarcıların yaptıklarını gölgede bırakmaya yetiyor. Devletin verdiği destek sonucunda bir çocuğun bile sokaktan kurtulmuş olması, geleceğine yönelik planlar yapmaya başlamasını önemsediğimden, istismarcıların görmezlikten gelinmesi gerektiğini, mümkünse bunun önlenmesi gerektiğini, ancak istismarcıları dikkate alıp, kurtarılabileceklerin de ateşin içerisinde bırakılmalarının yanlış olduğunu düşünüyorum.
Cuma günü düzenlenen törenle karnelerini alan öğrencilerin bir bölümü ''Tatilde ne yapacaksınız?'' sorusuna, ''Tatil köyüne gideceğiz, Ankara'da bulunan büyüklerimin yanında tatili geçireceğim, kitap okuyacağım, köye gideceğiz'' gibi yanıtların verilmiş olması, yapılan desteklemelerin getirdiği sonucu yansıtmaktadır.
Diğer taraftan, sanatlarını icra ederek geçimlerini temin eden esnaf sıkıntılı, çırak bulamamaktan yakınıyor. Devletin açtığı Çıraklık Eğitim Merkezi'nden yetiştirilen çocukların ileri yaşta olmaları nedeniyle istenilen düzeyde olmadığını vurguluyorlar. Bu durum ileriki dönemlerde de sorunları beraberinde getiriyor. ''Sanatkar'' dediğimiz kesimlerin sayısı giderek azalıyor. Devlet yönetiminin bu soruna da farklı bir çozüm getirmesi gerekiyor. Mesleki eğitim faaliyetlerinin ilkokul seviyesine indirilmesi ne kadar doğru bir yaklaşım olur, orasını bilemem. Ancak her ortaya atılan konunun da tartışılıp, uygunluğu görülmesi halinde uygulanmalıdır.