Yerköy'de Delice Irmağı'nın üst kısımlarında bulunan, artık yerinde yellerin estiği Uyuz Hamamı, özellikle yaz aylarının vazgeçilmezlerindendi. O yıllarda çevre il ve ilçelerden hafta sonlarında çok sayıda insan, bölgede çadırlar kurup, hamamın suyundan, alt kısımlarındaki çamurundan şifa bulmaya çalışırlardı...
Çocukluk yıllarımda, hamama gidebilmek için iki yol bulunmasına karşın, çok uzak olması nedeniyle Delice'nin sularının azalması beklenirdi. Şimdiki Çanakkale Seramik fabrikasının bulunduğu kesim ile Çiftlik girişinden ulaşılan yolu genel olarak ilçe dışından araçlarıyla gelenler kullanırdı. Yerli halk ise, daha çok traktör römorku ve at arabalarına çocuk çocuk, komşularla binip, giderler hem banyoya ve çamura girer, hem de bir nevi piknik yaparlardı.
Uyuz Hamamı'nın etrafından oluşan çadırların yerini sonraki dönemlerde 20 civarında baraka türü konaklama tesisleri aldı. Taş yapılı kadınlar ve erkekler bölümünden oluşan hamamın havuzunda yüzmek, Roma dönemine ait olduğu belirtilen mermer Aslan Başı'ndan akan suyun altında durup, su masajı yaptırıp, suyundan içmek birden fazla rahatsızlığa iyi geldiği ileri sürülürdü. Özellikle romatizmal rahatsızlıklar ile cilt hastalıkları bulunanlar Uyuz Hamamı'nı tercih ederlerdi.
İlerlemiş düzeyde romatizmal rahatsızlığı olanlarla birlikte cilt rahatsızlıkları olanların yanında cildinin güzelleşmesini isteyen bayanlarında tercihi de Uyuz Hamamı'nın alt kısımlarında bulunan birden fazla çamur gölleriydi. Sıcak suyun kaynaması sonucunda oluşan gölün oluşturduğu kireçli, gri tonlu çamurdan vücudun her bölgesine sürülmek suretiyle maske yapılır, vücutta bulunan yara ve benzeri lekeler ortadan kalkar, cildin gerilip, güzelleşmesini sağlardı. Romatizmal rahatsızlığı bulunanlar ise her şeyi göze alıp, kaynayan suya girmeye çalışırlardı...
O yıllarda çamur göllerinin bulunduğu bölgelerde yüksek tepecikler vardı. Yüksek dediysem, uzaktan bakıldığında görülebilecek şekildeki bu tepelerin üzerine dikilen ağaca elbise takılırdı. Büyüklerime, ''Bunu neden asıyorsunuz?'' diye sorduğumda, ''Senin aklın ermez!'' yanıtını almama rağmen, daha sonraki yıllarda anlamını da öğrenmiştim.  Çamur gölüne giren bayanlar ise direğe bayan, erkekse erkek giysisi takılırmış. Böylece, uzaktan gören göle ona göre yaklaşırmış. Çoğu zaman da o tepelerin başına benim gibi küçük çocukları nöbetçi olarak otuttururlardı, birisi geldiğinde ''Aile var!'' diye bağırırdık...
Aradan onca yıl geçti...
Şimdilerde yok edilen kaplıcaların yerlerine yenileri yapıldı. Çamur gölleri yok edildi, kurutuldu. Eskiden ''Nazar değmesin'' diyerek, toplayıp, eve götürdüğümüz ''Üzellikler'' kayıplara karıştı.  Dünün üzerine çekilen süngerle yerine yeni tesisler yapılıp, bir zamanlar şifa için akın akın gelen insanları yeniden getirebilmenin mücadelesi verilmeye çalışılıyor. Projeler hazırlanıyor, raporlar tutuluyor, yerinde incelemeler yapılıyor. Sonuçta ortaya bir şey çıkacak ama bu çıkacak olanın ömrü ne kadar olacak? Belli değil...