Köy  ziyareti  ve  gezilerini  tamamlayarak  Ankara’ya  evlerine  geldiler.  İçlerindeki  kıpır, kıpır  sevinçler!...  bir  anda  hüzün dolu  bir  burukluğa  neden  oldu  çünkü  oğlu  Adil’in  askerlik  izninin  son  günleri  yaklaşmıştı.  Adil  ilk  günkü  heyecan  ve  neşesini  sanki  bir  kenara!...  saklamış  gibi  mahzun  duruyor.  Babası  ise  gözyaşlarını  hep  gizleyerek  hüznünü  belli  etmemeye  çalışıyordu.  Adil:
-Baba  eğer  müsaade  edersen  birde  annemi  ziyaret  edeyim  dedi.
Babası:
-Elbette  oğlum  kusura  bakma  daha  önce  neden  benim  aklıma  gelmedi  haydi  hazırlan  istersen  kısmet  olursa  bugün  akşam  askeri  birliğine  gitmek  için  yola  çıkacaksın  annenin  yanından  gidebilirsin  dedi.
Birlikte  son  hazırlıklarını  tamamladılar  ağlamamak  için  ne  kadar  kendilerine  çeki  düzen  verseler de  gözyaşları  bir  sel  gibi  aktı  ve  tüm  askerlere  sevgi  gülü  ve  sevgi  duaları  olarak  gönderildi.
Yaz gülleri  ve  kır  çiçekleri  güzelliklerini  henüz  soldurmamış  sevdalı  gönülleri  coşturmaya  devam  ediyorlardı.
Engelleyemediği  hüzünlü  duyguları  Hamit in  canını  sıkıyordu.  Penceresinin  önünde  otururken  polis  arkadaşının  beş-altı  yaşlarındaki  oğlu  Onur!...  bir  anda  belirdi , elinde  küçük  bir  çubuk  parçasıyla  sağa  sola  çizikler  çiziyordu.   Hamit in   yanına  gelerek:
 -Selamın  Aleyküm  Hamit  amca  deminden  beri  buralarda  geziyorum  oyun  oynayacak  bir  arkadaş!..  bulamadım  çok  canım  sıkılıyor  dedi.
 Hamit:
-Oğlumun  izni  bitti  bugün  onu  ayrı yaşadığımız anasının  yanına  oradan da  askeri  birliğine  gidecek    mutlulukla  karışık  bir  sıkıntı  bendede  var  hayır  dır  inşallah,  diyerek.
Onur can’a  bir  minder  uzattı  evinin  yola  bakan  penceresinin  önüne  oturttu  kendiside  biraz  yaklaşarak:
-İkimizin de  canı sıkılıyor  hadi  gel  seninle  bir  oyun  oynayalım  dedi.  Onur  bir anda  durgun  esen  yelleri  estirerek  akmayan  pınarların  sularını  coşturdu.
  Onur can:
 -Ne  oyunu  oynayacağız?  Hamit  amca  dedi.
  Hamit:
-Ellerimizde , farz   edelim  hayali  olarak  bir  boya  kutusu  var  ve  birde  fırça  bir sürü boyalarla birlikte. Bu  değişik  boyalarla  ve  fırçayla  dışarıda  gördüğümüz  her şeyi , her şeyi  istediğimiz  renklerde  hayali  olarak  boyayacağız  tamam mı?  dedi.
 Onur can  sevinç  çığlıkları  atarak:
-Tamam  amca.  Önce  şu  yukarıdaki  evlerin  boyaları  dökülmüş  onları  boyayalım.  Daha  sonrada  diğerlerini  yani  her şeyi , her şeyleri   boyayalım  dedi.
 Birlikte  ellerindeki  hayali  olan  fırça  ve  renkli  boyalarla  gördükleri  her şeyi  boyadılar.  Evlerin  duvarlarını , kapıları , pencereleri , demirleri , bahçe  duvarları  telefon elektrik direkleri ve  sokaklara  varana  kadar  her  tarafı  bir  anda  renk  cümbüşüne!..  döndürdüler.
 Hamit:
-Onur can...  Gördüğümüz  şu  mavi  gökyüzü  ve  şu  kayısı , erik , vişne  ağaçlarını  boyamayı  unuttuk  dedi.
 Onur can  bir’an  durakladı  alaycı!..  ve  değişik   tavırlarla   gülümseyerek:
 -Olur mu  Hamit  amca  onları  ALLAH!...  zaten  boyamış  biz  o  renkleri   değiştiremeyiz ki  hem i  O’nun  boyaları!..  daha  güzel!..  diyerek.
  Hamit in  konuşan  dillerini  adeta  kilitledi...  Başını  sağ tarafa  hafif  çevirerek  akan  gözyaşlarını  elleriyle  sildi  ve  ağlamaklı  ses  tonuyla:
 -Onur can  seni  öpe  bilir miyim?  dedi.
 Ve  bir  birlerine  sarılarak  burunlarına   sevgili!..  kokuları  çekiyorlardı.
 Onur can:
-Amca  sen  ağlıyorsun.  Yoksa , yoksa  seni  üzecek  bir şey mi  yaptım?  dedi.
 Hamit:
 -Hayır  Onur...  Hayır  Can  hayır...  Tam  tersi  bana  küçücük  dudaklarınla,  O’nun!...  büyüklüğünü!..  hatırlattın  dedi.
Buda yukarıda okuduğunuz  yaşanmış kesitten dökülen şiirsel devamıdır.
PENCERE ÖNÜ
 Penceremin  önü  hep  cıvıl,cıvıl.
Bir  görseniz  şaşarsınız .
Okul  dönüşü  giden  öğrenciler.
Hep sıra, sıra...
 Küçük  çocuk  yanıma  geldi;
 Bende  büyü  yüncü  okula  gideceğim.
Tabi  çocuk.
Ah  bir  büyüye  bilsen.
Sanki  ben  büyüdüm  de  ne  oldu?.
Sevdiği  kızın  elinden  tutan  sevgili.
Sevdiğini  sandığı,
Yalancı  sevgililer.
 O  saf  eller  başka  bir  gün  başka  elle.
 Oynama  be  çocuk.
Yolları  tozutma  yüzüme  toz  geliyor...
 Genç  ve  güzel  biri  geçti;
 Tebessüm  gülleriyle.
Hemen  aynanın  karşısına  koştum
 Gözlerimin  üzerinde  kaşlarım!..  var  mı  diye.
Yüreğim  burkuldu...
 Zalim  yıllar  nede  çok  şeyler  alıp  götürmüş.
O  kim?  aklımdaki  kaş, göz  kim?.
Bizim  sevdamız  bumu?
Acıyana  koşmak,  acınana  koşmak.
Gülme  be  çocuk.
Sen küçüksün. Hem  sen  ne  bilirsin  sevdayı?.
Hadi  sen  git  evine.
Belki  baban  ananın  sevdasını!...  satıyordur.
Dur, dur  gitme  be  çocuk.
Hep  satılıp  satmadık  mı?.
Sen  bari  gitme
Gel  yaklaş  yanı  böğrüme
Sana  neler  anlatayım  neler, neler.
Bir  yudum  sevgi  ister  misin?
Merak  etme  be  çocuk
Sana  kızmazlar  sen  çocuksun.
Penceremizi  iyice  açalım.
Kuşlar, kelebekler  belki  bir  gül düşürür.
Sevdalı  gönüllere  güller  düşermiş.
 Bir  yudum  sevgi  dedim  ya  çocuk.
O  sevgi  olmadan.
Gölge  olmuyor  dal  olmuyor.
Ne  oldu  be  çocuk?  hemen  uyudun.
Halbuki  sana  ne  sevdalar!...  anlatacaktım.
 Yukarıda anlatılanlar. DELİ GÜLLER isimli eserimden bir kesit.
Selam ve dua’larımla