Hatırlarmısınız bilemiyorum ama hatırlamıyorsanız, hatırlatayım; Yine bir seçim arifesiydi gündeme taşınmıştı ''Organize Hayvancılık İhtisas Bölgesi'' ve ''Organize Seracılık İhtisas Bölgesi'' ile ilgili konu. Ardından projeler hazırlanmıştı, ''Yozgat'ın ekonomik yönden gelişmesinde lokomotif görevini üstlenecek!'' denilmişti.
Bizimle birlikte aynı konunun gündeme geldiği bazı bölgelerde adı geçen projeler hayata geçirildi, ilgili bakanlıklardan gerekli maddi destekler de verildi.
Seçim bitti...
Her iki konu bir süre daha gündemde kaldı. Saraykent ilçesinde ''Organize Seracılık İhtisas Bölgesi'' ile ilgili bir alan belirlendi, altyapıya yönelik bazı çalışmalar da yapıldı, basına yansıdı.
Sonra!...
Sonrasında yine gündeme taşınan bir konu daha olgunlaşmadan tarihin tozlu sayfalarına havalesi yapıldı.
Hani, ''Hangi işe el atsam kurutuyorum!'' derler ya, bizimki de o hesap. Hangi işi gündeme taşısak, o işten kar değil, zarar eden hep biz oluyoruz.
Yozgat'ta ihtisas bölgelerinin oluşturulması konusunda çalıştık, çabaladık, projeler hazırladık. Bizim hazırladığımız projelerden yola çıkıldı, Ardahan'a ''Organize Hayvancılık İhtisas Bölgesi'', Antalya bölgesine de ''Organize Seracılık İhtisas Bölgeleri'' kuruldu, tesis edildi.
Eller ''Ata binip, suvari'' oldu, biz yine ''Yaya kalıp'', ''Ne olacak bu memleketin hali!'' türküsünü söylemeye devam ettik, ediyoruz.
Gündemimizin yeni konusu, ''Yozgat Belediye Başkanlığı için kimler aday, kimler aday gösterilebilir?'' sorusuna yanıt bulmak. Bu konuda en iyi tahmini, tüm alternatifler sıralayabilenler yapmış olur. Ama, kim olursa olsun ''Sonucun değişme ihtimalinin bulunmadığı'' gerçeği değişmez.
Bizim derdimiz ''Belediye başkanı seçmek, hizmetin en iyisini yapacak ismi bulmak'' değil ki... Bizim tek derdimiz, ''Bize en yakın ismi makam sahibi yapmaktan'' ibarettir. Veya, ''Siyaset sahnesinde rakip olma ihtimali olanları saf dışı bırakabilmeye yönelik'' adımlarla sınırlıdır. Hal böyle olunca, seçmen de önüne konulan ''Alternatifsizliklerden birisini'' tercih etmekten öteye bir şey yapamıyor.
Bunlar derin mevzular vesselam. Onun için bırakalım, ''Önümüzdeki yerel seçimlerde kimler aday adayı olacaktır?'' sorusunun yanıtını aramayı bir kenara. Biz yerel seçimler arifesinde söylenecek vaatler yerine, ''Söylenmişleri nasıl hayata geçirebiliriz?'' sorusuna yanıt bulmak durumundayız.
Sahi ne oldu şu bizim meşhur iki projemiz; ''Organize Hayvancılık İhtisas Bölgesi'' ve ''Organize Seracılık İhtisas Bölgesi...''
Unutuldu mu?...
O zaman unutulmasını engelleyelim. Önümüzdeki yerel seçimler arifesinde bu ''Hayati önem taşıyor'' dediğimiz projelerin hayata geçirilmesini isteyelim. Çamlık, hastane, demiryolu garı gibi yatırımlar ''Ne oldu?'' diye sorup, sorgulayalım....
Seçimi fırsata dönüştürelim....
___________________________
Ne diyelim ki!
Eğer geçmişte yaşanılanlardan ders çıkartmak yerine, hatalar zincirine yenileri ekleniyorsa, o zaman ''Ortada bir sorun var'' demektir, gerekli tedbirlerin biran önce alınması gerekir. Aksi takdirde, ortaya bir ''Avuntu'' çıkar, o da ilerleyen günlerde ''Keşkeleri'' ortaya çıkartır.
Genel bir girişin ardından gelelim Yimpaş Yozgatspor'un, ''Kazandım'' sandığı maçı, nasıl kaybettiği konusuna.
Kırmızı siyahlı ekip, Sancaktepe Belediyespor ile oynadığı maçın ilk 45 dakikasında gereksiz koşular yapıp, deparlar atarak kendi kendisini yordu, rakibi ise dinlendirmeyi tercih etti. Kenar yönetimi, bu süre içerisinde sürekli öne çıkmalarını, rakibi kendi yarıalanı içerisinde kontrol edip, hucuma kalkmalarını istemesine karşın, futbolcular ısrarla geriye dönüp, sahanın tamamını kullanmayı tercih etti. Kullanılan ölü toplarda, topun geriye dönebileceği konusunda yapılan uyarılara rağmen, takım ikiye bölünüp, bir bölümü ceza sahası içerisinde, diğer bölümü ise kendi yarıalanında konuşlanmayı tercih etti. Dönen toplar rakipte kaldı.
İkinci yarı 2-0'lık skora kadar farklı bir oyun sergilendi. Anlaşılan o ki, kenar yönetimi gerekli uyarıları devre arasında yapmış, kırmızı siyahlı ekibin futbolcuları rakibi kendi yarıalanına sıkıştırıp, ataklar geliştirdi, pozisyonlar buldu, bunlardan da ikisini golle sonuçlandırdı. Skoru yakaladıktan sonra geriye yaslanmayı tercih eden kırmızı siyahlı ekip, rakibi de hafife aldı. Gelişen kontraataklarda, üçüncü, dördüncü golü bulmak yerine (ki net pozisyonlar bulunmuştu) zamana oynamayı tercih eden futbolcular, kendi hatalarını; hakemlerin verdiği yanlış bir karar sonrasında yedikleri gol sonrasında affettirmek yerine, hatalar zincirine yenilerini eklemeyi tercih etti.
Yeri gelmişken belirteyim...
90 dakika boyunca hakemin maçın kaderini etkileyecek, net iki pozisyon mevcut. Bunlardan birisi, endirek vuruşta kullanılan atışta rakipten seken topa ofsayt verilerek durdurulması. Diğeri ise maçın kırılma noktası olarak kabul edeceğimiz, ele çarpmanın ''Hentbol'' olarak değerlendirilip, serbest vuruş karanının verilmesi.
Hakemlerin yapmış olduğu bu iki hataya sığınarak, bir değerlendirme yapılır, futbolcuların sinir katsayılarının artmasında, hissedilen yorgunluğun, gözle görülür hataları beraberinde getirmesine, galibiyeti koruma adına geriye yaslanıp, neredeyse ceza sahası içerisinde rakibi karşılamaya çalışılmasına mazeret gösterilmesi, yanlıştır, yanlış olduğu kadar da önümüzdeki haftalarda hatalar zincirinin tekrarı için bir altyapının oluşturulması anlamına gelir.
O nedenle, kırmızı siyahlı ekibin öncelikle durum değerlendirmesi yaparken, hakem hataları, zeminin ağırlığı gibi mazeretlere sığınmak yerine, ''Biz nerede nasıl bir yanlış yaptık?'' sorusunun yanıtını bulmak durumundadır. Eğer bunu yapabilirse ilerisi için gerekli önlemleri almaları daha kolay olur. Ama hatalara mazeret aranırsa sıkıntı daha da büyür, gün gelince ''Eyvah!'' denilir, iş işten geçmiş olur.