Sanki temelli gelmişler, sırtında çantaları,
İçinde çamaşırlar, mektuplar, paraları,
Usturası, sigarası, neler vardı çantada,
Üç Pınarlı Ali’nin, en hızlı zamanları.
Yarım saat içinde, Ali ve arkadaşları,
Süslenmiş vaziyette, hepsinin vücutları,
Sevdiklerinin eşyasını da, takmışlar bir bir,
‘Düğüne geldik’ diyordu, hepsinin ağızları.
Komutana cevaben, dediler; ‘Balikesirliyiz’,
Kimimiz sözlü, bekâr; kimimiz evliyiz,
Biz sadece anamıza, bacımız değil komutanım,
Biz bu vatanı bahşeden, Allah’a söz veririz.
Onun için gerekirse, hep burada kalacağız,
‘Komutanım rahat ol, düşmanı kovacağız.’
Başlat düğünümüzü, haydi komutanım, haydi
“Kanımızla, ‘Çanakkale Geçilmez’ yazacağız.
Beş dakika kala Ali, herkesle vedâlaştı,
O kısa bir an herkes, öpüştü, helâlleşti,
‘Gün bugündür, anamız bugün için doğurdu’,
Tam yüz yirmi iki yiğit, akşama kadar savaştı.
Gün battı batacak, artık akşam oluyor,
Bir bölük yiğitten, bir manga sağ kalıyor,
Üç Pınarlı Ali’nin, sancak hâlâ elinde,
Şehit olmuş haliyle, sancağı bırakmıyor.
İşte analar bizi, bugünler için doğurdu,
Mayamızı Yüce Mevlâ, en güzelce yoğurdu,
‘Bu vatana biz her zaman, kurban oluruz’,
Komutanına Ali, hücum emrini sordu.
Her zaman olduğu gibi, yine öndeydi Ali,
Birliğe geldiğinde bile, aynıydı ahvâli,
‘Haydi komutanım, basalım düşmanı artık.’
Sabırsızdı, Üç Pınarlı Ali’nin hâli.
Yüz yirmi kişiydiler, o hemen öne çıktı,
Çıkar çıkmaz, birliğin sancağını da kaptı,
‘Karesi Gönüllüleri’, yazıyordu sancakta,
Yine yiğitçe o, kabadayılığını yaptı.
Sancağa öylece, kenetlenmişti elleri,
Canını verdi amma, önce kovdu elleri,
Anafartalarda, üç top ağaç arasında,
Kucaklıyor bu vatan, Ali ve koç yiğitleri.
(Eğitimci Şair Yazar EKREM GÜRER)
SEYİT ALİ ONBAŞI
Türkoğlu Türk askeri Seyit Ali Onbaşı,
Onunla kazanıldı Çanakkale Savaşı,
Çatışma esnasında şehit oldu tüm tabya,
Yalnız bir kendi kaldı, bir de candan adaşı.
‘Ümit kesilmez’ dedi, çıktılar güverteye,
Toz duman olmuş her yer, baktılar ki ülkeye,
Deniz bile kıp kızıl fokur fokur kaynıyor,
Yoktu vakit, yoktu bir dakika düşünmeye.
Düşman acımasızca saldırıyordu her yerden,
Toplu, tüfekli, zırhlı dağ gibi gemilerden,
Yağmur gibi yağıyor, dağları çınlatıyor,
‘Çıkmak gerek’ diyor Seyit, ateş denizinden.
Ne mürettebat kaldı, ne top- tüfek mermisi,
İmha olmuş bütün nefer, yok olmuşlar hepsi,
Kendine geldi Seyit, çabukça buldu bir şey,
Tam iki yüz yetmiş altı kilo top mermisi.
Arızalanmıştı topa sürülen merdiven,
‘Allah Allah, bismillah’diyerek Seyit birden,
Sırtına almasına yardım etti arkadaşı,
Kalkdırdığı ilk mermiyi, sürdü topa hemen.
Oluncaya kadar bir daha, bir daha koydu,
Dağ gibi gemileri bir bir yatırdı, oydu,
Çıkıp geldi komutan, Seyit’i kutluyordu,
‘İzinsiz girenlerin, sonu budur’ diyordu.
Yalnızca, iki Ali denizin ortasında,
O batan gemilerin halleri sonrasında,
İşte biz Aliler, Seyitler varız, biliniz,
Herkes yerini bilsin, bu dünya sahnesinde.
(Eğitimci Şair Yazar EKREM GÜRER)