Son iki gündür IŞİD militanlarının Irak’ta estirdiği terör ve konsolosluğumuzu basarak diplomat ve görevlilerimizi rehin aldığı süreci herkes takip ediyor. Irak’ta ağlayan ve naçar kalmış bir merkezi hükümet, onun dışında da şuana kadar IŞİD’in yaptığı operasyonlar ve şehir işgallerine karşı net bir açıklama yapmayan Barzani yönetimi var.
Türk şehri olan Musul ve Kerkük’ü hedef seçen IŞİD militanları diğer şehirlerde de ilerlemelerini sürdürüyor. Barzani kontrolünde olan Kerkük’te soydaşlarımız yine bir geceyi daha tedirgin, endişeli ve korkuyla geçirdi. Şehirde gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Buna karşın Irak Merkezi Hükümeti zaten ezik ve çaresizken, Barzani yönetimi kendisine bağlı olan Kerkük şehrinin asayiş durumu ve güvenliğiyle ilgili net bir açıklama yapmadı. Gerçi açıklama yapmış olsa bile geçmişte oradaki Türkmenlere soykırım uygulayanlarda birisi de Barzani’nin ta kendisi.
Kerkük ve Musul gibi Türkmen vilayetlerinde durum bundan ibaretken, yıllardır oradaki Türkmenler öz vatanlarında korkuyla, endişeyle ve her an bir saldırıya uğrama tehlikesiyle karşı karşıya yaşadı. Türkiye’nin bu bölge için ciddi bir politika ve hatta askeri adım atması şart. Burada saldırıya maruz kalma veya katliama uğradıktan sonra onların hatırlanmalarının hiçbir anlamı yok.
Geçmişte orada bir tampon bölge oluşturabilseydik belki bugün bu sıkıntılar yaşanmayacaktı.
Orada ki soydaşlarımızın güvenliğini koruyabilmek için bir karakol bulundurmuş olsaydık, bu gün konsolosluğumuz basılmaz,soydaşlarımız korku yaşamazdı sanırım.
Bugün hükümet Türkiye’yi bölgesinde ve Ortadoğu’da güçlü bir devlet olarak tanımlıyorsa bunun ilk adımı olarak Kerkük ve Musul civarında müstakil bir karakol kurarak hem oradaki soydaşların güvenliğini ve geleceğini güvenceye alır, hem de PKK’nın etki alanını daraltmış olur.
Yakın zamanda Rusya kendince ürettiği sebeplerle Kırım’ı işgal etmiştir örneğin. Türkiye’nin ise yukarıda belirttiğim barışçıl gerekçeler ve bölgenin istikrarı, huzuru ve güvenliği açısından bunu hayata geçirmesinin hiçbir mahsuru yoktur ve niyet bellidir.
Aksi durumda oradaki soydaşlarımızı ve ülkemizin güneydoğusunu Barzani lütfuyla ve geleceği karanlık Irak hükümetiyle korumamız söz konusu bile değildir. Ayrıca devletin IŞİD ile ilgili yaptığı plan sadece diplomatlarımızı kurtarmakla sınırlı kalmamalı ve Kerkük’te 14 Temmuz 1959’yaşanan acı olayların tekrarlanmaması için de reçeteler üretilmelidir.