Sorgunlular Gazi Üniversitesi kültür merkezinde bir araya geldik.
Beraberliğin, birlik,
Birliğin güç olması özdeştir.
Her meslek grubundan dost ve hemşerilerimizin, ilçeyle, yaşayan ve ebediyete göç etmişlerle ilgili anıları tazelendi. Katılımcı hemşerilerimizin aynı zamanda bir tanış gecesi olması dolayısıyla, daha sık bir araya gelinmesi temenni edildi.
Bizde geceye kardeşim Fevzi ÖZTÜRK’le katıldık. Fevzi’nin Abbas SAYAR hatırlatması ve birkaç anekdot aktarması duygulu anlar yaşattı.
Sorgun yöresinin ilk dört mülkiyelilerinden birisi olan Mehmet GÜVEN ve bizim Devlet AKSOY’la epey hasbihal eyledik.
“Uzayan kol bizim olsun.” derler ya, kollarımız o kadar çok uzayıp, öyle noktalara ulaşmış ki, mutlu olduk.
Polis başmüfettişi Resul ŞENKAZAN, Doç. Dr. Abdülkadir DÜNDAR, Yrd. Doç. Dr. Orhan KURTOĞLU, Dr. Gazi ÖZCAN, Devlet Personel Bşk. Bekir BÜYÜKYILMAZ, yeğenlerimiz Serdar, Serkan USLU kardeşler, Avukat Kadir AKSOY, Dr. Cebrail ŞİMŞEK, Sanayi Bakanlığından
Mühendis Fatih ÜNAL, Temelli Okul Md. bizim Haluk ATEŞER, Emniyet Müdürü Ercan ÜNAL, Başbakanlıktan Hamdi KILIÇ, Kültür Turizm Bakanlığından Seyit Ahmet ARSLAN, Sanayi Bakanlığından Ramazan ESER, Öğretmen Mustafa AĞIRALİOĞLU, Etimesgut Belediyesi Fen İşleri Md. Tahsin POLAT, Öğretmen Hamdi ÜNAL, Vatan bilgisayar emlak müdürü Erol ERBEK, TRT’den İbrahim COŞKUN, Mimar Aytekin TAŞKIN, İşletmeci Fahri BELENE, Emlakçi Berkan BARATAN, Bilgi teknolojiden Tamer ÇETİN, Kültür Turizm Bakanlığından Ahmet İŞCAN, Adese AVM Etlik Md. Mv. Çınar GÜVENÇ gecenin konuklarıydılar. Daha doğrusu sevgi, saygı yumağının birer halkasıydılar.
***
Sorgun; Bozok yaylasının Yeşil ovası, mor menevşesi, sümbülü… Arada sarı çiğdemi… Akbulutları başka ağar, salkım saçak,
Keklikleri kınalıdır,
Turnaları hepten türküler çığıraraktan kanat çırparlar…
Güvercinleri paçalı,
Seher yeli nazlı eser.
Gül’ü benekli, yediveren cinsindendir.
Atları yeleli, yaylıları aynalı, körüklüdür.
Toprağı alacalı yer, yer kırmızıya keser.. Tam ortasından dellene, dellene Delibaş çayı akar.
Ar özün böğrüne yumruk kakar gibi vurup, alına, salına Kanak çayında durulur.
Yağmuru sicim gibi yağar. Sanırsın toprağı dövmeye inmiş. Karabulutlar çekilip gidince, gökkuşağı her yanı kucaklar. Güneş bulutları yırtıp, başını uzattığında, toprak misamber kokar. İğdeler yeşile güvermişse tadına doyum olmaz.
Nedense geceleri yaz, kış ikirciklidir.
Conguluz korkusu her çocuğun belleğine kazmayla kazınmıştır. Unutmak, unutulası değildir.
Çocukluğumuzda, Haziran on beşine kadar buzlar çözülmezdi. Nerde eski kışlar tekerlemesine girip, çoktan yerini almıştır.
Aha gördünüz mü? Bir toplantı bizi alıp Sorguna savurdu. Her ne olursa olsun, ben eski
Sorgunumu istiyorum…! Mor sümbüllü bağları, Dutluk, hamam yolu, İsmalanın harman yeri, Kahraman pınarı, Gıdan yaylası, Kelapışın camuzları, Dağlının Hasanın sürüleri, Uğur’un fırını,
Göbeklinin kasabı, Dombaan demirci dükkanı, Tersa’nın hıyarı, ayrıklının pürçüklüsü, Eğri özün eşmelerini, Aramın sinemasını, Gayımın sucuğunu, Abdulla emminin dondurmasını, dörtparmak Sülümanın kırık leblebisini, Muhacirin Şekerini, Hod gafanın hamamını isterim, ha isterim.
***
Bedir baba unutuldu sanılmasın, nasıl unutulur ki, yediden, yetmişe tüm kasabalı höllüğüyle büyümüş, ya çömçe pınarı; başında omaç yemeyen kalmış mıdır? Gırgı, Üçtepeler, Çatak, Neyler, Nişler aha oraları da yüreğimin baş köşesindeler, varın gidin söyleyin selamımı, bende sizlerden söyleyim…
Bir dahaki yazıya kadar nokta.