Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ''Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır!'' diyerek, öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal bir meslek olduğunun altını çizerken, ülkelerin kalkınmasında, gelişmesinde, yaşam biçiminin belirlenmesinde, ekonomisinde, ticaretinde velhasıl tüm alanlarda görev alacak nesillerin öğretmenler tarafından yetiştirilmekte olduğuna dikkat çekmiştir.
O halde, öğretmenlerin bugün kutlanmakta olan ''24 Kasım Öğretmenler Günü'' ile sınırlı hatırlanıyor olmasının zeminini hazırlayanlar da öğretmenlerdir. Yayınlanmakta olan mesajlarda öngörülen sorunları gündeme taşıyan öğretmenlerin oluşturduğu kuruluşlar, önce oturup düşünmeli, ''Biz nerede yanlış yaptık?'' sorusuna yanıt aramalıdır.
''Üreten'' ve ''Yöneten'' bir nesil yetiştirilememiş, bunun yerine ''Tüketen'' bir toplum oluşturulmuş ise, bu nesli yetiştiren öğretmenlerin, ''siyasi ve ideolojik'' yapılanmaya karşı durulmayıp, aksine bu yapılanma içerisinde aktif rol almasından kaynaklanmaktadır.
Birden fazla kurulan ve faaliyetini sürdürmekte olan öğretmenlerin üyesi bulunduğu sendikaların önemli bölümünün siyasal ve ideolojik amaçlı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Eğitimin, kültürün ve diğer alanlardaki çalışmaların daha iyi noktaya gelmesi adına elbetteki sendikaların ve öğretmenlerin önemli çalışmaları da mevcuttur. Ancak, dün ve bugün bu çalışmalar ''Bizden değil'' anlayışı ile yok sayıldığı da bir gerçektir.
Eğer, toplumu biçimlendiren öğretmenlerin, eğitimcilerin ''Bizden'' veya ''Bizden değil'' diye nitelendirilmesine kimse karşı durmuyor, aksine bunu normal bir şeymiş gibi kabulleniliyorsa, o zaman gelecek nesillerin özgür olmalarını beklemek hayalden öteye gitmez, gitmiyor da...
Daha önce uygulamaya konulan 8 yıllık eğitim programı ve son olarak uygulamaya konulan 444 uygulaması tartışmalarında, eğitimcilerin, eğitimci temsilcilerinin önemli bölümünün konuya ne kadar siyasi ve ideolojik yaklaştığını hep birlikte gördük. Sistemin içerisinde bulunan öğretmenler, uygulanmakta olan ve uygulanacak olan eğitim sistemiyle ilgili sorunları ve olması gerekenleri anlatamayınca ortaya çıkan kaos ortamı herkesi bir şekilde etkilemiştir.
''Öğretmenim ver elini öpeyim, bir ömür boyu seni sırtımda taşıyayım. Sırtımda oluşacak nasırların, yorgunluktan yürüyemez hale gelecek ayaklarımın mehlemi sende olduğu için, bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum'' diyebilecek nesillerin yetişmesi noktasında aslında geç kalınmış değildir.
Öğretmenlerimiz, kendi sorumlulukları içerisinde siyasi baskılara da göğüs gererek, doğru bildiklerini toplumla paylaştığında sorun kökünden çözümlenecektir.
Öğretmen haklının yanında olmayı öğrettiği için, hak aramaz. Eğer öğretmenlerimiz ''Hak arama'' mücadelesine itilmişse, bundan haklının yanında olmayı öğrenemeyip, her şeyi bireysel menfaatler doğrultusunda değerlendiren makam sahipleri utanmalıdır.