Oldum olası siyasetten fazla bir şey anlamadım gitti…
 Hele mesleğe ilk başladığım yıllarda ki halim gerçekten traji komikti...
Hiç unutmam bir aday adayına "kardeşim çok üzüldüm ben sana, seni kandırıyorlar gel boşa para harcama" diye tepki vermiş, yanındakilerin de gerilmesine ve içten içe tepki göstermelerine neden olmuştum.
Tabii, aday adayı beyefendi de işin farkındaydı ama öyle güzel kandırılmış ve avlanmıştı ki kendisini dev aynasında görmeye başlamıştı bile.
Hiç istifini bozmadan konuşmasına ve yapacağı icraatlara devam edip, beni de  ikna etmek için nasılda uğraşmıştı anlatamam.
Oysa kendisi ne ili, ne ilçeyi temsil edecek vasıftaydı.
Çünkü güzel yalan söyleyemiyor, palavra sıkamıyor, bol keseden atamıyor, kelimeleriyle karşısındakileri ikna edemiyordu.
Allah, belli alanlarda ve sınırlarda kabiliyet vermişti ama siyasette bu adaya hasis davranılmıştı sanki. İknada çok ama çoook zayıftı…
Bana göre siyasette ilk kural, karşındaki kitleye yalan da söylesen ikna edeceksin arkadaş.
Yalanı gözlerinin içine bakarak. Gözüne soka soka söyleyeceksin.
Ama öyle formüle et ki, karşındaki bu söylediklerine “yalan” olduğunu bile bile inansın.
Bu yüzden siyasetçi önce güzel(!) yalan söyleyecek...
Yalanı öyle cilalayacak ki, seçmenin gözü dönecek. Yalan ve gerçek dışı olayı  öylesine köpürtecek ki, seçmen kendisini “kese olmuş” hissedecek (!).
Sadece siyasete girerken değil siyaseti yaşarken de her şeye hazırlıklı olacaksın.
Hiç alakan olmadığı halde olayların merkezi olabilirsin.
Hatta öyle ki, “günah keçisi” seçilmen, ya da milletvekili seçilmen an meselesidir.
Son günlerde yaşanan AK Parti karışıklığı da böyle bir şey olsa gerek..
Daha önce bu konuyu yazıişleri  Müdürümüz Seyfi Bey ile Haber Müdürümüz Tarık bey değerlendirdi.
Bu yüzden çok detaya girmeden, ben anlayamadığım bir kaç hususa değinmek istiyorum.
Birincisi Sayın Mustafa Türkmen Merkez ilçe başkanı iken bu gücü nasıl buldu da üye arttrmak konusu aklına geldi?
Elbet birileri emir verdi veya rica etti. Yoksa bir insan sabah kalkıp da “bugün üye artırımına gitmem lazım, ben en iyisi nüfusa bir gidip geleyim” demez ya.
Ya da, oturup bir karar alındı, “bunu sen yap” denildi.
Veya en tersi ve olmazı “ödül” vaad edildi.
Bu benim fikrim tabii ki.
Duyduğum ya da araştırdığım bir konu değil.
Sakın yanlış anlaşılmasın, seçim zamanı tüm delegelerin güvenini sağlamış, rakibine fark atmış, bir başkan, ikinci üçüncü dönemini yaşayan bir başkan bu acemiliği ve  sadece vaadleri için gerçekleştirmeye çalışır.
Tabii suçlu o ise?…
Yoksa kolay kolay bu hatayı yapmaz, “sehven” veya bilerek de olsa…
Hadi farz edelim ki, Mustafa Bey yaptı, peki kimse fark edip de uyarmadı mı, "Bu adamlar birden bire nasıl üye oldu. CHP’lisi MHP’lisi onlarca insan, il genelinde yüzlerce insan, bir gecede nasıl AK Partili olmaya karar verdi, bu işte bir yanlış var" diye.
Neden kimse sormadı, bu şüphe çekici durumu.
Çünkü evraklara göre tüm  üyeler “sehven” aynı gün kayıt yaptırmışlardı (!)
Ben  kafamda biriken, cirit atan onlarca soruya  yanıt bulamadım. Böyle olunca da sorunun içinden çıkamadım...
Hayır, hayır.
Diyelim ki Mustafa Türkmen başkanlıktan indirilsin, partiden ihraç edilsin diye yapılan bir komplo ile karşı karşıyayız.
Çok zekice planlanmış, ince hesapları yapılmış bir komplo kurgulanmış ise bence  bunu  yapan, hayata geçiren her kimse bu şahsı ödüllendirmek lazım.
Hatta heykeli bile dikilebilir (!)
Bir başka konu,  başkana neden bu kadar eziyet edildiğini sormaktır tabii.
Malum AK Parti’de herkesin belgesi, kaydı-kuydu var.
Herkesin birbirine verdiği bir sır ve sırları var.
Malum siyasette her yaptığın davranışın, çocukken çalIdğın eriğin, mahalle arasında top oynarken kırdığın camın bile kaydı vardır parti sicil defterinde.
Başkan bilinen bir adam…
Bir siyasetci…
Bilinen bir partili.
Bu madem ki istifa edecekti bu kadar eziyete gerek var mıydı, bilemedim hani?
Velhasıl-ı kelam, başkanın istifası kafalarda ki soru işaretini çözmedi.
Çözmedi de, muhalefete ne oldu?
Onlar neden sessiz.
Ey CHP…
Ey MHP…
Ölü toprağı mı attılar üzerinize?
Ne oldu size?