Bu günkü konumuz ramazan orucu hakkındadır
    İslam Dininin temel şartlarından olan oruç, İslamiyetten önceki ilahi dinlerde de vardı. Oruç, İlahi dinlerin hemen hepsinde Allah’a karşı yerine getirilmesi gerekli bir kulluk görevi olarak kabül edilmiştir.
    İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar gelen toplunlarda orucun önemli bir ibadet kabul edilmiş olmasının manası çok derindir. Bu gerçeği ifade için Peygamberimiz de şöyle buyurmuşlardır:
    “Kim, Ramazanın manevi zenginliklerine inanarak ve karşılığını, yalnız Allah’tan umarak oruç tutarsa, onun bütün geçmiş günahları bağışlanır”
    Verdiği çok değerli e sayısız nimetler için Allah’tan karşı kulluk görevi olarak yaptığınız bütün ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de insan olgunlaştırmak açısından önemli gayeleri vardır.
    Bir hadisi şeriften, orucun nasıl gayesinin insanı günün belli saatleri arasında aç ve susuz bırakmak olmadığını anlıyoruz. Bu hadisi şerifin meali şöyledir:
    “Kim yalan sözü ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, iyi bilmelidir ki, onun yemeyi ve içmeyi terketmesine Allah’ın ihtiyacı yortur”
    Peygamberimiz bir başka hadisi şerifinde de:
    “Hiç biriniz, oruçlu iken çirkin söz söylemeyin ve hiç kimse ile çekişmesin. Şayet biri kendisine kötü söyler ve sataşırsa, ona uymak yerine “Ben oruçluyum” deyip kessin. buyurmuşlardır.
    Bu hadisi şeriflerden anlaşılmaktadır ki, oruç ibadetinin farz kılınışındaki gaye, insanı terbiye etmek, onu güzel huylarla donatmak ve böylece onu Allah’ın hoşnutluğuna ulaşmaktır. Şuursuzca özüne ermeden, adet yerini bulsun diye yapılan ibadetler, bize çok şey kazandırmaz. Gösteriş için yapılan ibadetler, sorumluluklarımızı dahi arttırır.
    Kasten yemek, içmek ve enfiye çekmek, gıda veya deva değeri bulunsun bulunmasın her hangi bir şeyi yutmak orucu bozar.
    Oruçlu olduğunu unutarak orucu bozan şeylerden her hangi birini yapmak orucu bozmaz.
    Ancak hatırlanınca yeme, içme veya orucu bozan fiil hemen bırakılmalıdır. Su yutmamak şartıyla banyo yapmak, denize girmek, kolanya kullanmak, gül koklamak, kan aldırmak, diş fırçalamak, uykuda ihtilam olmak da orucu bozmaz. İstek olmaksızın boğaza kaçan toz veya dumanla oruç bozulmaz.
    Olgun bir müslümanın dinen yasaklanmış kötü davranışlardan uzak durması gerekir. Özellikle ibadet halinde Allah’ın gadabına sebep olacak davranışlarında bulunmak bir müslümana yakışmaz. Oruç ise, devamlı bir ibadet halidir.
    Orucun faydalarından biri de müslümanları bir ay boyunca, günün her saatinde ve sürekli biçimde ibadet halinde bulundurmaktadır. Böylece onları kötü davranışlardan alıkoyarak ölçülü ve temiz bir yaşayışa alıştırmaktır.
    Oruç tuttukları halde dinen yasaklanmış kötü davranışlardan sakınmayan kimseler, oruç borçlarını ödemiş olsalar da yaptıkları kötü işler oruçlarının sevabı eksilmiş olur.
    Yüce Allah hoşnutluğunu kazanacak şekilde oruçlarınızı tutmayı cümlemize nasip eylesin.
    Ramazan orucu, ramazan ayı süresince ve her sabah tan yeri ağarmasından, güneş batıncaya kadar kişinin kendisini, yemekten, içmekten, cinsel yaklaşımdan alıkoymasıdır. Bu sakınmaya “tutmak” manasın gelen “imsak” denir. Bunun aksi, oruç açmak anlamına gelen “iftar” dır.
    Ramazan orucu, akıllı, ergenlik çağına gelen, kadın, erkek her müslümana farzdır.
    Yolcular, yada oruç tutmayacak derecede hasta olanlar oruçlarını ramazandan sonraya bırakabilirler. Fakat yolcu olanların, eğer güçleri yetiyorsa oruçlarını ramazan içinde tutmaları daha sevaptır.
    Hanımlar, loğusa ve adet hallerinde oruç tutamazlar, bu gibi halleri nedeniyle ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını sonra kaza ederler.
    Hamile veya emzikli olan kadınlar, kendilerini ve çocularının sağlığına her hangi bir zarar geleceği söylenmişse, oruçlarını ramazan sonrasında tutabilirler.
    Yaşlılıkları ve tedavisi mümkün olmayan hastalıkları sebebiyle oruç tutamayanlar, tutmadıkları her oruç için bir fidye verirler. Fidye, kişinin bir günlük yiyeceği veya karşılığı parayı yoksula vermektir.
    Oruçlu kimse, orucundan umduğu manevi kazancı ruhi olgunluğu  elde etmek için nefsinin aşırı isteklerine karşı koyabilme gücünü göstermelidir. Öfkesini yenebilmelidir.
    Kalbine, eline, diline, gözüne, kulağına ve bütün organlarına da oruç tutturabilmelidir. Dil, ile hep doğru söylemeli, yalandan, dedikodu, gıybet, iftira ve benzeri kötü sözlerden sakınmalıdır. Bol bol Allah’ı anmalı, Kur’an okumalı, ibadet, zikir ve nasihatla meşgül olmalıdır.
    Oruç tutan müslüman söylerse hayır söyleyerek yada susmayı tercih edecektir.
    Eli harama uzanmayacak, yanlış ölçüp tartmayacaktır. Kulağı güzel seslerle dolacak, doğru sözlere ve öğütlere açık olacaktır.
    Dedikodulara, gönlünü Allah’tan uzaklaştıracak seslere yönelmiyecektir.
    Oruçlu kimse Yüce Allah’ın;
    “Bilmediğin şeyler üzerinde durma.
    İyi bil ki kulak göz, kalp... evet bunların hepsi, bu konuda ayrı ayrı sorumlu olacaktır” mealindeki ayeti kiremelerini hiç bir zaman hatırından çıkarmayacaktır.
    Orucu ile nefsini terbiye edemeyen, huyların üzelleştirmeyen, namazında okuduğu ayetlerin şuuruna eremeyen, ibadetlerindeki fiziki davranışların anlamlarını kavrayamayan bir kimse, müslümanlığın kendisinden bekleyen yüceliğe erişemez.