Kredi… Birçok anlamı var kredinin. Güvenilir olma, ödünç alınan mal veya para, öğrenciler için derslerin değeri ve hatta saygınlık anlamlarında kullanırız krediyi.
Fakat son yıllarda kredi denince akla ya kart geliyor ya da banka…
“Bende kredin var” sözünü sadece banka çalışanlarından duyduğumuz bir dönem yaşıyoruz.
Sadece 2012 yılının 9 aylık döneminde kredi kartı kullanımı yüzde 23 artmış. Bu hiç iç açıcı bir durum değil. Sadece kredi kartındaki bu artış bile ekonominin durumunu anlatmaya yetiyor.
Kimse bahsetmese de piyasada adı konulmamış bir kriz var.
Krediler ve kredi kartlarındaki bu yığılmanın neticesinde nakit para akışı durma noktasına gelmiş durumda.
Bugün Yozgat, bu sıkıntıyı fazlasıyla yaşıyor.
Küçük esnaf borcunu kredi kartı ile kapatmaya çalışırken, alacaklarını da yine aynı şekilde, kredi kartı ile tahsil ediyor.
Hiç ummadığınız işletmelerde birden fazla banka pos cihazı ile karşılaşıyorsunuz.
Memurun ve işçinin maaşının büyük çoğunluğu kredilere kesiliyor. Daha doğrusu para bankadan hiç çıkmıyor. Üzerinde rakamlar yazılı dekontlar oradan oraya dolaşıyor.
Görüştüğüm banka müdürleri, kurban bayramından bu yana piyasadan paranın çekildiğini söylüyorlar. Son bayramdan beri durgun giden piyasanın hareketleneceği günü bekliyorlar. Öte yandan, kredi başvurularında gözle görülür bir artış olduğunu da söylüyorlar.
Alacağını tahsil edemeyen esnaf, günü kurtarmak için krediye yükleniyor.
Birkaç yıldır iyiden iyiye sıkıntıya giren vatandaş, 2012’nin 9 aylık döneminde 576 milyon liralık kredi kartı borcunu ödeyememiş.
Aynı verilere göre batık oranı en fazla artan kredi ise yüzde 9,1’lik oranla taşıt kredisi. Konut kredisinde bu oran yüzde 2,1…
Bu da şu anlama geliyor. Vatandaş dişinden tırnağından arttırıp satın aldığı evleri ellerinden gitmesin diye bir şekilde konut kredilerini ödüyorlar.
76 milyon nüfuslu ülkemizde, 56 milyon kredi kartı var. Muazzam bir rakam. Esnafın elindeki banka pos cihazı sayısının 2 milyondan fazla olduğunu da hesaba katarsanız tabloyu şekillendirirsiniz.
Tabi bir de bu kredi kartı işinin zevk kısmı var. Borcun zevki mi olur demeyin. Kart kullanmayı bir ayrıcalık gibi görüp, bundan zevk alan vatandaşlar da var.
Kredi çekmek için bazı prosedürler olsa da, kredi kartı almak çok daha kolay.
İlginç bir istatistiki veri var elimde, o da ülkemizde kredi kartını kendi talebiyle alanların oranının yüzde 61 olması…
Enteresan bir durum, “kendi talebiyle kredi kartı sahibi olanların sayısı” diye bir şey sadece Türkiye için söz konusudur.
Saçmalık!..
Çat kapı adrese gönderilen kartlar bir yana, bazı bankalar tüketici kredisi kullananlara otomatik olarak kredi kartı çıkartıyor.
Uzmanlar araştırmışlar ve kredi kartı kullananların kart kullanmaktaki en iyi mazeretlerini şöyle sırlamışlar: Faizsiz ödeme erteleme imkânları, harcadıkça kazanın kampanyaları ve “0” faizli taksitli krediler…
Neyse, daha fazla sizleri sıkmak istemiyorum.
Kredi, kart derken içiniz daralmış olabilir, ilginç bir tesadüfü paylaşarak noktayı koyalım.
28 yıl önce bugün, yani 18 Şubat 1985’te, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Ziraat Bankası'nın “hamamcılara” tarım kredisi verdiğini saptamış.
O günden bugüne köprünün altından çok sular aktı ama bazı şeylerin değişmediğinin en güzel kanıtı bu olsa gerek…