“Sağlam bir çözüm için” çalıştıklarını söyledi.  Genel Sekreter diyaloğun devamı sinyali de vererek, “Bu amaca ulaşabilmek amacıyla çalışmaya devam edeceğiz” dedi. İki lidere iltifat etmeyi de unutmadı. “Eğer bu bir sinema yarışması olsaydı Oscar’ı hak edenler, sağımda ve solumda görmüş olduğunuz beyefendiler bunu kazanırdı” diyerek gösterdikleri liderlik için teşekkür etti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın, anlaşmanın 'AB Birincil Hukuku' olması yönündeki savunusu ilginç duruyor. Ancak bir yandan da yeni ortaklık devletinin BM ve AB'ye katılmayacağını, mevcut Rum devletinin üyeliğinin devam edeceğini ifade etmesi çelişki yaratmaktadır. 
Akıncı seçilmesinin ardından Kıbrıs sorununa insan hakları temelinde, siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm bulunmasını ve Türkiye ile anavatan-yavruvatan ilişkisinin değişmesini istemiş ve 'Kıbrıslı Türklerin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve kendi kendilerini yönetebilmesi gerektiğini' söylemişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mustafa Akıncı'yı kastederek "Ağzından çıkanı kulağı duyması lazım" dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: "Bu ifadeler bir sıcaklığın gereğidir. Sayın Akıncı şu anda Kuzey Kıbrıs halkı tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanıdır. Yazılı mesajımı gönderdim, arkadaşlarıma telefonla bağlamalarını söyledim. Kendisini telefonla tebrik edeceğim. “İki kardeş ülkeyiz” dediğiniz zaman ortaya çok farklı tablolar çıkar. KKTC Cumhurbaşkanı’nın ağzından çıkanı kulağı duyması lazım. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’a niye, niçin sahipleniyor. Kardeş olarak bir çalışmanın bile şüphesiz şartları vardır.
Yavru vatan olarak çalışmanın bir bedeli vardır. Bu ülke Kuzey Kıbrıs’ta bedel ödemiştir, bedel ödemeye devam etmektedir. Şehitler vermiştir. Sadece kuru kuruya kardeşlikle bu olmuyor. Uluslararası camiada kuzey Kıbrıs kavgasını veren kim? Acaba Sayın Akıncı bu kavgayı tek başına vereceğini mi sanıyor, böyle bir şey mi var. Onların baktığı açıdan biz Kıbrıs’a bakamayız. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a bakışı, evet yavru vatandır. Bundan sonra da yavru vatan olarak bakmaya devam edecektir. 
Bir ananın yavruya ilgisi alakası neyse bundan sonra o ananın yavruya ilgisi devam edecektir. Kendi bunu ifade edebilir, bu şekilde ifade etmesini hoşgörüyle karşılarım ama burada hassas olmak lazım, dikkatli olmak lazım diye düşünürüm. Sonra bunlardan safrazlar edebilirler, yazık olur. Çünkü mevcut devletin üzerinden devam edilmesi, egemenliğe sahip iki kurucu devletin birleşmesi ile yeni bir devletin ortaya çıkması değil, mevcut Rum devletinin bir nevi anayasal değişiklikle Türkleri içine kabul etmesi anlamına gelecektir. Zaten bu evvelden beridir Rum tarafının savunduğu tezdir. (Böylesi bir durumda yeniden kargaşa ortamı doğarsa Rumların o devletle devam ederken, Kıbrıslı Türklerin KKTC'ye dönememesi sonucunu doğurur. 
Yeni devlet AB ve BM'ye yeniden üye olursa, yeni devletle birlikte o devleti kuran anlaşma da AB'nin Birincil Hukuku olacaktır.) Bir yandan "AB ilkeleri uygulanacak" denmesi, bir yandan Türklerin içine binlerce Rum'un döneceği, iki kesimliliğin yok edileceği, mevcut Rum devletinin şekil değişerek devam edeceği, Türklere kalacak toprak oranının yüzde 24-25'lere düşeceği, mülkiyette ilk söz hakkının Rumlarda olacağı, garantörlüğün olmayacağı bir anlaşmanın, Birincil Hukuk olup olmamasının hiçbir anlamı yoktur. Çünkü bunları kabul etmekle Türklerin geleceği yok edilmiş olacaktır.                           
12 Ocak 2017 tarihi Kıbrıs için hayati bir dönüm noktasıdır. Rumlar ve Yunanlar onlarca yıldır Türk İlleri üzerine kurduğu kanlı Enosis planını devam ettiriyorlar. Rum Kesimi ve Yunanlar Bağımsız Kıbrıs Türk Devletimizi tanımamakta, Cenevre’de yapılacak müzakerelere Devlet statüsüyle değil, işgalci azınlık olarak dahil edilmeye çalışılıyor. Türk ve Dünya kamuoyunu süslü “barış ve federasyon” lafları ile kandırmaya çalışıyorlar.
Başbakan Yardımcısı, Ekonomi, Turizm, Kültür ve Spor Bakanı Serdar Denktaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) dün Türkiye’yi, Güney Kıbrıs’a 1974 Kıbrıs Harekatından dolayı 90 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum etmesi kararı sonrası, Kıbrıs Türk tarafının müzakere masasında bile olmaması gerektiği inancına vardığını bildirdi. (Devam Edecek)