Serdar Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinin ciddi ve yoğun bir biçimde devam ettiği böyle bir dönemde Türkiye’ye ceza kesilmesinin; “bize daha ne söylesinler” diye sordurması gerektiğini ifade ederek, karar sonrası Türkiye’nin AB ile ilişkilerini, Kıbrıs Türk tarafının da müzakere masasındaki yerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.
Başbakan Yardımcısı Denktaş, ülkede çözüm olsun veya olmasın KKTC olarak turizm, eğitim, hizmet ve ürünlerin standart ve kalitesinin yükseltilmesi için çalıştıklarını, örneğin narenciye ürünlerinin dalında Pazar olmadığından değil, düşük kalitede olduklarından dolayı kaldığını belirterek, TSE ile işbirliğinde yapacakları çalışmalarla birkaç yıl içinde dünya ile ticaret yapabilecekleri standartlara ulaşacaklarını söyledi. Anlaşılan odur ki; Batı, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye’yi yaşadığı bölgesel ve içine sokulmak istenildiği ülke içi kriz ortamında sıkıştırarak Kıbrıs ile ilgili nihai hamleyi yapmak istiyor.
Bu hedef için gerekli ortam hazırlanmış, kritik bağlantılar kurulmuş ve senaryo uygulamaya konulmuş durumdadır. Müzakereler esnasında Anastasiadis Kilise ile birlikte ve daha bütüncül bir politikayla gayet kararlı bir biçimde hareket ederken, KKTC tarafında Akıncı, mevcut hükümeti ve ulusal çıkar odaklı unsurları müzakere masasında görüşülenlerden mümkün olduğunca uzak tutuyor. Cumhurbaşkanı Akıncı “mümkün olanı istemek” üzerinde bir kabullenişle müzakereleri yürütüyor. Oysa Rum Kesimi’nin görüşmelerde hep bir sonrasını talep ettiğini görüyoruz.
Türkiye’nin, özellikle bugün bölgede karşı karşıya kaldığı pek çok siyasi, askeri ve ekonomik sorunun esasını teşkil eden çok önemli bir kayıp yaşanmıştır. Benzer kayıplara yol açılmaması için, Vakıf malları gibi ana konuların ayrıca karar altına alınması, öngörülen yapıda teşkil ettirilecek bir komisyona daha tali ve bireysel konular ile ilgili  yetki verilmesi daha doğru olacaktır. Bu yapılmadığı takdirde, bir anlamda alınacak kararın şimdiden yabancı üyenin inisiyatifine bırakılması söz konusu olacaktır ki bu durum; Kıbrıs üzerinde tarihten gelen en temel mülkiyet haklarımızdan birisi olan mülhak Vakıf mallarımızın geri dönülmez bir şekilde kaybına yol açabilecektir.
Kıbrıs meselesi Kıbrıs'ta yaşayan bazı batı hayranı ve Rum sempatizanı çevrelere bırakılamayacak kadar hayati öneme sahiptir. Çok acil önlemler almalıyız. Müslüman Kıbrıs halkının can ve malını Rum zulmünden kurtardığımız gibi; ruh dünyası ve maneviyat cephesi üzerindeki kültürel istilayı sona erdirmek için de, daha büyük bir harekât ve daha kapsamlı bir operasyon yapmalıyız. 
Kıbrıs'ta yaşayan kardeşlerimizi, Hıristiyan misyonerlerinin ve batılı emperyalistlerin insafına terk edemeyiz. Aramızdaki manevi köprüleri yeniden kurarak milli ve manevi bağları yeniden güçlendirmeliyiz. Kıbrıs Sorunun çözümü için iki ayrı halkın yaşadığı adaya federal bir çözümden ziyade iki ayrı devlet esasına uygun olan konfederal bir çözüm getirilmelidir.  Bu da ancak Batılı güçlerin (özellikle ABD, AB) ve Yunanistan’ın adadan elini çekmesiyle mümkün olabilecektir.Türkiye’nin garantörlüğü hiçbir zaman kaldırılamaz.Kıbrıs Türklerin bir vatan toprağıdır terk edilemez..
Kıbrıs da Türkiye’nin de içinde yer alacağı Taraflar arası görüşme daha doğru bir yöntem olacağı kanaatindeyim.. Bu yapılmadığı takdirde, alınacak kararın şimdiden yabancı üyenin inisiyatifine bırakılması söz konusu olacaktır, bu da Türkiye’nin aleyhinde bir gelişme olacaktır. 
Kıbrıs sorunu Türkiye’nin bir güvenlik sorunudur, Türkiye Kıbrıs tan asla vazgeçemez. Kıbrıs’ daki zengin petrol kaynakları, adanın altın ve gümüş madeni zenginliği birilerinin gözünü kamaştırmakta ve adanın tamamına sahip olmak için çaba sarf etmektedirler. Kıbrıs aynı zamanda bir üniversite kentidir. Kuzey Kıbrıs’ın Bağımsız bir devlet olarak tanıtılması en doğru bir yol olacaktır. Sömürgeci anlayışa sahip olan bazı devletler ada üzerinden elini çekmelidir. (SON)