“Her hangi bir branşta işini yüksek kaliteli bir şekilde yapan bir usta düşünelim. Mesela, usta bir terzi hem elindeki işini başarı ile işlerken, hem de yoldan geçenleri takip edebilir. Usta bir berber hem işini başarı ile yaparken, hem de müşterisi ile yüksek kaliteli bir sohbet yapabilir. Bir otobüs şoförü hem bütün kurallara uyarak otobüsünü ustalıkla sürer, hem de yanındaki yolcu ile sohbet edebilir. Mesleğinde usta olmuş, dikkatli ve kaliteli olan her türlü usta için bu böyledir. Zira ustalık, denene denene bilinçaltımızın otomatik pilotuna kaydedilmiş demektir.
Peki, ustalık nasıl oluyor? Buna bir bakalım. Ustalaşmanın ilk şartı sürekli denemek, yani tekrardır. Her önemli işin hakkıyla öğrenilmesi için, yeterince sayıda kaliteli tekrara, yani “denemeye” ihtiyacı vardır.
Bazı mesleklerden yarım yamalak ustalaşan veya hakkıyla ustalığa ulaşamayan kişiler çoktur. Bunların en büyük eksikliği, işin gerektirdiği kadar sayıda denemeyi, gerekli tahammül ve sabrı göstermeden yarıda kesmeleridir.
“Bu işi sevmiyorum”, “ustam iyi değildi”, “İşyerim uzaktı”, “ben bu işi sevmemiştim”, “hakkımı yediler” babından mazeretler sebebiyle denemeyi sonlandırmak, akılcı ve kaliteli insanın işi olmamalıdır.
Her işin kendine göre bir zorluğu vardır. Bazı işler tek denemede başarılırken, bazı işler 5.000 denemeyi (Edison’un ampulü bulma deneyleri), bazıları da 28 denemeyi (Abraham Lincoln’un 28 seçim kaybettikten sonra ABD’ne başkan olması), gerekli kılar. Hele hele yeni bir buluş veya icada imza atmanın deneme sayısını tahmin etmek belki de imkansızdır.
İnsan sürekli denemeye devam ettiği bir eylemi mutlaka günün birinde başarır. Ancak, yaşamımızın her dakikasının ne kadar kıymetli ve zamana karşı mücadele içinde olduğumuzu düşündüğümüzde, “attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değmesi” oldukça önemlidir.
Padişahın birisi özel hünerleri olan insanlar arasında bir yarışma düzenler. Adamın birisine sıra gelince sorar: Senin ne hünerin var?
Adam cevap verir: “Padişahım, iki metre mesafeden ipliği iğneye atarak geçirebiliyorum”. Göster bakalım der padişah.
Adam gerçekten dediğini başarı ile yapar. Padişah gülümseyerek bu adama bir kese altın verin, 100 de değnek vurun der. Kurmay heyeti der ki, “padişahım affedersiniz, altını anladık da, değnek neyin nesidir?
Padişah cevap verir. “öyle zor bir işi sürekli deneyerek başardığı için altın, ancak hiç ipe sapa gelmez bir eyleme bu kadar zaman ayırdığı için, zamanı ve yeteneklerini israf ettiği için de değnek” der.
Gerçekten boşa harcayacak zamanımız yoktur. Bize bahşedilen günlük 24 saatin uzatılma imkanı, ancak onu verimli ve etkin kullanmakla mümkündür. Bu bakımdan zamanımızı, güç ve yeteneklerimizi asla ve asla astarı yüzünü geçen eylemlerle heba etmemeliyiz.
Eğer böyle yaparsak, aynı süreyi daha rasyonel ve verimli eylemleri denemede geçirenleri, hiçbir zaman geçmemiz mümkün olmaz. (Devam Edecek)
Yardımcı Doç. Dr. Süleyman
Coşkuner/ Antalya