Suudi Arabistan yönetimi Kabe’deki revakları yıkacaklarmış…

Sebep?

Hac döneminde tavaf alanının yetersiz kalması…

Suudi Arabistan yönetimi bu gerekçe ile revakların yıkılması yönünde karar almıştı.

Bu duruma ilk tepki bizden, Türk milletinden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden geldi…

Gidip, görmek, o kutsal mekanlara yüz sürmek kısmet olmadı ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, Suudi yönetimi yabancı ülkelerin otelleri ile çepeçevre sardı Kabe’nin etrafını.

Kabe’nin manevi görüntüsünü, havasını gölgeleme konusunda garip bir gayretkarlık içinde olan Arap’lar bu kez de revaklara kafayı taktı.

O kutsal mekanın sahibi keşke biz olsaydık derim her zaman.

Bir fırsat olsa da girsek alsak o toprakları…

Biz yapsak kutsal toprakların hizmetini.

Tozunu dahi rüzgara vermezdik, gölge edemezdi uçan kuş dahi.

Ama Arap yönetimi her ne hikmetse İngilizlere, Amerikalılara, Almanlara yaptırdığı onlarca katlı otellerle gölgelemeye çalıştığı Kabe’nin bu kez de revaklarına taktı.

Tavaf alanının darlığı gerekçeleri ama bana pek de inandırıcı gelmedi…

Gelmediği için de şuan tepkiliyim ve bu gün o toprakların ayyıldızlı Türk bayrağının dalgalandığı Türkiye’nin olmasını o kadar çok istedim ki…

Dün akşam saatlerinde internete düşen bir açıklamayla azda olsa rahatladım.

Başbakan Yardımcısı, hemşerimiz Bekir Bozdağ, Suudi yönetimi ile yaptıkları görüşmeler neticesinde yıkımı 4 ay ertelediklerini açıklamış.

Devletin bu konuda hassasiyet göstermesi oldukça önemli.

Bozdağ’ın açıklamasına göre Suudi yönetimine revakları yıkmak yerine alternatif proje önerilecek.

Bozdağ’ın verdiği bilgiler şimdilik yüreklere su serpiyor. Ama şimdilik…

Eminim 4 aylık sürede Suudiler ikna edilir ve yıkım durdurulur.

Biraz tarihi bilgileri karıştırdığınız vakit Arap’ların bu tür kararları yeni değil.

Daha önce de iddiaya göre Kabe yıkılmak istenmiş.

Suudiler Peygamber Efendimizin mezarını yıkmak üzereymiş. Atatürk bunu haber almış ve Suudileri titreten bir telgraf çekmiş.

Suudiler 1926 yılında kendi sınırları içindeki tüm mezarlıkları yıkma kararı alır. İşin en ilginç yanı Peygamber Efnedimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (SAV) mezarının da Suudi sınırları içerisinde olmasıdır. Ancak Atatürk öyle bir telgraf çeker ki, Suudiler mezarın tek bir taşına bile dokunamazlar.

Atatürk’ün Arap’lara çektiği telgrafın metni şöyle: “Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim.”

Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi”

Prof. Nevzat Yalçıntaş, telgrafa nasıl ulaştığıyla ilgili şu açıklamalarda bulunuyor: “(Dışişlerinde Bakanlık arşivini araştıran) Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.”
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: “Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in (SAV) mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.

Yalçıntaş, burada Peygamber Efendimizin mezarı ile ilgili kısa bir detay anlatıyor. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler’in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in (SAV) mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.

Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor.

Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.

Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak” adına konuyor.

Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam Aleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in (SAV) mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.

Bu kez revakları yıkmak istiyorlar.

Ben yıkabileceklerine ihtimal veremiyorum.

Varsa da niyetleri fırsat bu fırsat girip alalım şu toprakları fena mı olur kardeşim…