Havası sert, insanı mert Yozgat, evet memleketimin en bilinen özelliği, siyasetçinin seçim propagandasının en belirgin söylemidir. Sertlik ve mertlik hoş mertlik tartışılacak boyutlara geldi de, sertlik halen aynı şiddetiyle devam ediyor.
Yaz mevsimi başladı daha doğrusu başka memleketlerde insanlar denize bile girmeye başladı ama bizim memlekette halen hırkalar, montlar sırtlarda.
Ne olacağı, günün hangi saatinde ne yağacağı hiç belli olmaz. Şikayetçi olduğumu düşünmeyin sakın, ben doğma büyüme Yozgatlı’yım ve bu hava şartlarına alışkınım.
Tedbirsiz dışarıya çıkmam, havanın durumuna göre değil de Yozgat’a göre yaşamaya alıştım anlayacağınız.
Çünkü yeri gelir biz dört mevsimi aynı günde yaşarız. Sabah kapalı hava, öğlen o kadar güzel olur ki, sıcaktan bunalır insan, tam sıcağa kaptırmışken kendini, yağmurla ıslanır tepeden tırnağa ha bide akşam rüzgarı estirir ki üstüne tadından yenmez. Ayazda kalan serçe misali dondurur insanı...
Evet geçtiğimiz yıl 4 ay yaz mevsimi boyunca Çamlık’ta 16 gece düşünmeden oturulabilmiş. Ne enteresan değil mi? 122 günde 16 gün. Bir aya bile değil, topu topu iki hafta...
Ha birde geçen anlatılan bir hikaye çok güldürdü beni, “Sudi Arabistan’dan bir heyet, zamanın birinde iş için Ağustos ayının tam ortasında Yozgat’a gelmişler ve iş ziyaretlerini bitirdikten sonra Çamlık’a yemeğe çıkmışlar. Yozgatlı bir iş adamı sormuş, ‘Yozgat’ı, Çamlık’ı nasıl buldunuz?’ Heyet tercümanı gülerek cevap vermiş, ‘Misafirlerimiz diyor ki Yozgat, insanları, Çamlık çok güzel de keşke yazın gelseydik, soğuktan donduk..!’ Evet Yozgat havası Ağustos’un 15’inde bile dondurur insanı, hemde iliklerine kadar.
Kış mevsimini pek sevmediğimi, defalarca söylemişimdir eminim size, ama Yozgat insanı olarak yaz mevsimini de pek yaşamadığım ortada.
Kışı sevmememin nedeni soğuk, kar, tipi ya da buz değil. İnsanların renksizliğini, hemen hemen herkes siyah, gri, lacivert... Karanlık ve herkes birbirine benziyor, şapkaların, kaşkollerin kabanların altında...
Ama yaz mevsiminde öylemi, herkes cıvıl cıvıl, rengarenk, Çamlık yemyeşil, nohutlu rengarenk kır çiçekleri ile süslenmiş, insanlar alından morundan her renginden, kimse kimseye benzemiyor herkes kendini gösteriyor...
İşte hafta sonundan beri yağan yağmur beni bunları yazmaya sürükledi, önümüzdeki günlerde ne olur ne olmaz bilemem ama, bildiğim tek şey biz Yozgatlı olarak herşeye hazırız, her havaya dayanıklıyız... Soğuk, yağmur, kar, rüzgar pek işlemez bizi pek etkilemez. Ne de olsa biz havası sert memleketin mert çocuklarıyız...
Bu arada ben bu yazıyı yazarken sabahtan beri yağan yağmur dinmiş, güneşkara bulutları aşmaya çalışıyordu. Gökyüzünde bir görünüp bir kayboldu, insanlarda dışardaydı.
İşte değişken havada yaşamak böyle bişey olsa gerek, sabah yanınıza aldığınız şemsiyeyi, akşam kullanırsınız...Havası sert, insanı mert Yozgat, evet memleketimin en bilinen özelliği, siyasetçinin seçim propagandasının en belirgin söylemidir. Sertlik ve mertlik hoş mertlik tartışılacak boyutlara geldi de, sertlik halen aynı şiddetiyle devam ediyor.
Yaz mevsimi başladı daha doğrusu başka memleketlerde insanlar denize bile girmeye başladı ama bizim memlekette halen hırkalar, montlar sırtlarda.
Ne olacağı, günün hangi saatinde ne yağacağı hiç belli olmaz. Şikayetçi olduğumu düşünmeyin sakın, ben doğma büyüme Yozgatlı’yım ve bu hava şartlarına alışkınım.
Tedbirsiz dışarıya çıkmam, havanın durumuna göre değil de Yozgat’a göre yaşamaya alıştım anlayacağınız.
Çünkü yeri gelir biz dört mevsimi aynı günde yaşarız. Sabah kapalı hava, öğlen o kadar güzel olur ki, sıcaktan bunalır insan, tam sıcağa kaptırmışken kendini, yağmurla ıslanır tepeden tırnağa ha bide akşam rüzgarı estirir ki üstüne tadından yenmez. Ayazda kalan serçe misali dondurur insanı...
Evet geçtiğimiz yıl 4 ay yaz mevsimi boyunca Çamlık’ta 16 gece düşünmeden oturulabilmiş. Ne enteresan değil mi? 122 günde 16 gün. Bir aya bile değil, topu topu iki hafta...
Ha birde geçen anlatılan bir hikaye çok güldürdü beni, “Sudi Arabistan’dan bir heyet, zamanın birinde iş için Ağustos ayının tam ortasında Yozgat’a gelmişler ve iş ziyaretlerini bitirdikten sonra Çamlık’a yemeğe çıkmışlar. Yozgatlı bir iş adamı sormuş, ‘Yozgat’ı, Çamlık’ı nasıl buldunuz?’ Heyet tercümanı gülerek cevap vermiş, ‘Misafirlerimiz diyor ki Yozgat, insanları, Çamlık çok güzel de keşke yazın gelseydik, soğuktan donduk..!’ Evet Yozgat havası Ağustos’un 15’inde bile dondurur insanı, hemde iliklerine kadar.
Kış mevsimini pek sevmediğimi, defalarca söylemişimdir eminim size, ama Yozgat insanı olarak yaz mevsimini de pek yaşamadığım ortada.
Kışı sevmememin nedeni soğuk, kar, tipi ya da buz değil. İnsanların renksizliğini, hemen hemen herkes siyah, gri, lacivert... Karanlık ve herkes birbirine benziyor, şapkaların, kaşkollerin kabanların altında...
Ama yaz mevsiminde öylemi, herkes cıvıl cıvıl, rengarenk, Çamlık yemyeşil, nohutlu rengarenk kır çiçekleri ile süslenmiş, insanlar alından morundan her renginden, kimse kimseye benzemiyor herkes kendini gösteriyor...
İşte hafta sonundan beri yağan yağmur beni bunları yazmaya sürükledi, önümüzdeki günlerde ne olur ne olmaz bilemem ama, bildiğim tek şey biz Yozgatlı olarak herşeye hazırız, her havaya dayanıklıyız... Soğuk, yağmur, kar, rüzgar pek işlemez bizi pek etkilemez. Ne de olsa biz havası sert memleketin mert çocuklarıyız...
Bu arada ben bu yazıyı yazarken sabahtan beri yağan yağmur dinmiş, güneşkara bulutları aşmaya çalışıyordu. Gökyüzünde bir görünüp bir kayboldu, insanlarda dışardaydı.
İşte değişken havada yaşamak böyle bişey olsa gerek, sabah yanınıza aldığınız şemsiyeyi, akşam kullanırsınız...