Aradan kaç yıl geçti, oturup hesap yapmam gerek ama kabala bir hesapla yaklaşık 15 yıl önce Kazankaya Beldesi'ne gittiğimde, doğal güzelliği henüz bozulmamış, insanı büyüleyen heybetli görünümü ile karşı yamaçlarda duran sarp kayaların oluşturduğu Kanyona ulaşmak şimdiki gibi kolay değildi.
İkinci gidişim festival etkinliğinin ilkine denk geliyor. Etkinlik öncesinde Dağcılık Federasyonu, uluslararası bir yarışmaya katılacak milli takım sporcularını belirlemek üzere geniş katılımlı bir kamp programını Kanyonun iç bölgelerinde düzenlemişti. 15 gün süreli kamp programı kapsamında gittiğimde kanyonun iç kısımlarına yamaçlardan patika yol açılmış, bir kişinin yürüyebileceği genişlikteki yoldan kamp bölgesine ulaşmıştım.
Bir-iki festival etkinliği dışında Kazankaya Beldesi'nde gerçekleştirilen şimdilerde uluslararası bir konuma gelen ''Kazankaya Kanyon Kültür ve Turizm Festivali'' etkinliğinde bulunmakla birlikte, festival dışında da kanyona birden fazla gidip, fotoğraflarını çekerek, haberini yaptım.
Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde kanyonla ilgili haberlerin yayınlanmasının ardından yine Hürriyet grubuna dahil olan uluslararası turizm ve doğa tanıtım dergisi tarafndan oluşturulan profesonel bir ekip kanyonda çekimler yapıp, yayınladı.
Sonraki dönemlerde de sıkça gündeme gelen kanyonun turizme kazandırılması noktasında yayınlar yapılıp, ''Kristal bir faunus içerisinde saklanması gereken bir güzellik'' olarak nitelendirilendirilmesine karşın, bir türlü turizme kazandıramadık. Bu yıl 14'üncüsü yapılan, beldelik unvanının elinden alınması nedeniyle belki de 15'incisi yapılamayacak olan festival etkinliğinde, deyim yeride ise ''Kendimiz çaldık, kendimiz oynadık'' oynamaya da devam ediyoruz.
Sadece Kazankaya kanyonunu değil, Kerkenes'teki kayıp şehiri, Büyük Nefes Köyündeki Galatların Başşehri Tavium'u, Karakız'daki Hititlerin heykel atölyesini, Peyniryemez köyündeki 5 ayrı medeniyeti bünyesinde barındıran yerleşim alanını, Yenifakılı ilçesindeki mağraları, burnumuzun dibindeki Çeşka Kalesi gibi daha bir çok tarihi özelliğe sahip alanları turizmin hizmetine sunamadık, tanıtımını yapamadık, kapalı kapılar ardından ortaya çıkaramadık.
Bizlerin ''Ne var?'' diyerek, görmemezlikten geldiklerimizden çevremizdeki yerleşim alanları turizmin hizmetine sunup, ekonomilerine girdi sağlıyorlar. Daha düne kadar bizim sınırlarımızda bulunan Hattuşaş, Sızır, Dikilitaş gibi turizm merkezlerinin kıymetini bilmediğimizden, daha doğrusu bizlere kıymetini bildirmediklerinden elimizden uçup gitti. Mevcut olanları elimizde tutabilmemiz için, ufku Sarıhacılıdan ötesini görmeyenlerin rehberliğinde değil, geleceği daha iyi görüp, elimizdekilerin katmadeğer olarak bu ilin ekonomisine, sosyal ve kültürel yaşamına katkı sağlanmasını sağlayacakların öncülüğünde adımların atılmasına destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum.