Yeni değil, epeydir farkındayım: Şimdilerde otuzlu, kırklı, ellili ya da da yukarı yaşlarda olan anne ve babaların hiç doğru bulmadığım bir tutumları  var. Çocuklarını daha çok, eskilerin ifadesiyle söyleyeyim, “el bebek gül bebek” büyütmeyi tercih ediyorlar. Gerektiğinde kendileri yemiyor, yediriyorlar; giymiyor, giydiriyorlar. Bütün yaşamlarını, ellerindeki bütün olanakları adeta çocukları için seferber ediyorlar. Çocukları ne isterlerse alıyor, ne isterlerse yapıyorlar. 
Araya girip hemen şunu da eklemeden edemeyeceğim: Daha çok da yoksulluktan gelip pek çok sıkıntıya katlandıktan sonra belli imkanlara ve refaha kavuşan, hali vakti yerinde, az çok okumuş anne ve babalar yapıyor bunu. 
    En pahalı telefonlar çocukların ceplerinde. Teknolojinin son ürünü ayfonlar, ayponlar onların elinde oyuncak oldu çoktan. Ayakkabıları, giysileri, hep marka… 
    Evlerine çok yakın mesafede bile olsa okullarına özel araçla ya da servisle gidiyorlar. Azıcık sıkışınca özel öğretmenlerin peşinde koşuyorlar. Ev ödevlerini, projelerini anne babalarına yaptırıyorlar. 
    Ama evde yemek mi hazırlanacak, onlar yok. Yemek masası mı toplanacak, onlar yok. Bulaşığı, çamaşırı zaten makineler hâllediyor. Ütü ellerini yakarlar korkusuyla nicedir onlara yasak. Ev mi derlenip toparlanacak, toz alınıp temizlik mi yapılacak; onlar yok. Bakkal, market alışverişi mi yapılacak; onlar yok. Misafir geldi, hizmet mi yapılacak; onlar yine yok. Bırakın hizmeti, kapı bile açtırılmıyor onlara. Akraba, komşu, eş dost ziyaretleri ne ilgilendirir ki onları? Anne babalar eşi dostu, hısım akrabayı ağırlayıp sohbet ederken onlar özel odalarından çıkıp gelen misafirlere “Hoş geldin.” deme nezaketine bile gerek duymuyorlar artık. Anneler her gün, her dakika arkalarında. Toplamasalar kim bilir hangi çirkin görünümle belki günlerce dağınık kalacak odaları. 
    Gömlekler, tişörtler yatağın baş  ucunda rengarenk birer bayrak…
    Ceketler, kravatlar yatağın üstünü  süslüyor.
    Kirli çoraplar, iç çamaşırları, kitaplar, defterler odanın zemininde paspas.
    Terliklerin teki bazanın altına kaymış, teki çoktan kayıp. Çöplükten pek de farkı olmayan bir çalışma masası. 
    Uzun sözün kısası, hayata dair ne varsa onlara uzak. Pamuğa sarılıp cam bir fanusa konmuşlar. 
    “Aman dokunmayalım, kırılırlar.
    Aman dokunmayalım ezilirler.
    Aman uyarmayalım büzülürler.
    Aman görmeyelim, üzülürler.
    Aman kızıp bağırmayalım, sır olurlar.
    Aman sıkmayalım, dar olurlar.
    Aman sokağa, parka salmayalım kirlenirler.”  diye diye büyütüyor pek çok anne baba çocuklarını. 
    Çok iyi biliyorum ki temel gerekçeleri de şu: 
    Biz gün görmedik, onlar görsünler.
    Biz dişimizle tırnağımızla geldik bugüne.
    Eziyet çektik hep, ezildik, hırpalandık.
                        Devamı Pazartesi