Dün malumunuz emekçilerin günü, 1 Mayıs'tı. Hoş hiç bir anlam veremem birilerinin emekçilerin sırtından prim yaptığı bu güne ama mutlaka anlamlı bir varoluş nedeni vardır.
Hikayesini hepiniz gibi bende biliyorum da her geçen yıl amaçsızlaşmasını sizler gibi bende izliyorum, böyle anlamlı günlerin...
Ben yine de emekçilerin haklı gururu bu günü, yani 1 Mayıs Bayramını kutluyorum.
Eeee bir malum da önceki gün gelen akil insanlar...
Herkesin, 'bu akil ne?' dediği insanları yakından görme şerefine erişemesem de habere giden arkadaşlarım sayesinde bol bol resimlerini gördüm.
Gerginlikleri suratlarından okunan ama o pişkinliklerinin daha baskın olduğu tebessüm dolu surat ifadeleri hiçte şaşırtmadı beni...
Akillerin kovula kovula, pretosto edile edile, il il gezip bir şeyler anlatma gayretmlerini de sorguladım kendi kendime... Aldıkları maaştanmıdır, yoksa gerçekten görev azmi ilemidir bilemedim ama gerçekten iyi bir şey yapmak isteselerdi, öyle kapalı kapılar ardında seçmece insanlarla yapılmazdı o toplantı..
Akiller gelmeden önce Cumhuriyet Meyda'nın da pretosto oldu. Küçük, sessiz ve olaysız bir pretosto...
Katılımcıların çoğu gençlerden oluşan bu grupta eminim ki bu gençlerin bir çoğu neden toplandığını akil insanların ne olduğunu, nasıl bir sürece girildiğini bilmiyorlardı bile ama arkalarında ekmek davasında olan, ihale kapmak için yalakalık yapan abileri vardı, onlara yol gösteren.
Pretosto sloganlarını abileri verdi, vermesine de kendileri gelmeyi unuttu büyük ihtimal işleri vardı...
Çünkü, gençler fişlense de, gençlere yazık olsada abilerin umrunda değildi, yeterki ihaleleri ellerinden alınmasın, onlara avantadan işler verilsin.
Kenardan izlediğim bu gösterinin, en ilginci de alanda toplanan gençlerden çok merdivenlerde onları seyreden Cumhuriyet Meydanı müdaimleriydi.
Ne tepkileri vardı, ne de herhangi bir fikirleri...
Sadece alanda yaşanan kargaşayı takip ediyorlardı. Garip bir sessizlik ve tepkisizlik hakimdi aralarında sessiz kısık sesle bile konuşmuyorlardı...
Hayır amacım milleti kışkırtıp, birilerini tahrik etmek değil, ama sanki bu kadar tepkisizlikte hayra alamet değil... Belki hiç bir fikirleri yok, bu akillerin hakkında o yüzden susuyorlar... Belki de gerçekten sindirildik farkında değiliz...
Aslında onları gördükçe, akil insanların amacını düşündüm...
Hani bu insanlar gerekirse kapı kapı gezip bizleri açılım sürecine ikna edeceklerdi?
Hani bize kapalı kapılar arkasında yapılan açılım görüşmelerini özetleyeceklerdi?
Hani birileri gidecek, askerler ölmeyecek bunun izahını yapacaklardı?
Hani.. Hani hani...
Hiç biri olmadı.
Geldiler, kendi yandaşları ve bir grup sessiz muhalefet ile küçük bir toplantı yapıp gittiler...
Sonuç mu?
İşe yaramayan pretosto, sessiz muhalefet, hatta mitinge katılmayan ana muhalefet, sessizlik ve binlerce soru işareti...
Ve ben aminim ki, Yozgat'ın Yozgatlı'nın yüzde sekseni akillerin ne olduğunu, neden geldiğini hala bilmiyor.
Evet özetle Yozgat'ın tepkisizliği, Yozgatlı'nın ekmek davası derdi, herşeyi, vatan aşkını, millet aşıkını, bayrak sevdasını bile unutturdu.
Herkes üç kuruşun derdine düştü, insanlığını, ideallerini, ideolojilerini unuttu ve tepkisiz sadece paraya tamah eden bir insan grubu haline geldi...
Bu sayede de büyükler yaşanan kaosları paraları ile susturma gayreti içerisine girdi...
Kimine üç kuruşluk ihale, kimine kadrolu iş, kimine de el altından paralar verildi.
Yeterki sürece zarar verecek hiç kimse Yozgat'ta kalmasın, Yozgat'ın akillerine zarar vermesin...
2 saat bile sürmeyecek bu görüşme için kaç günlerdir debelenen emniyet personeline oldu olan. Takviye ekipler, gece mesaileri, çevirmeler, gaz bombaları, sis bombaları neler neler...
Oysa biz hep dedik, gelirler ve giderler, çünkü Türkiye'de olmadığı gibi Yozgat'ta da muhalefet yok..
Sessiz, sakin hatta işi gücü var, ihale derdinde...
Bu yüzden işte tek seslilik var ve bu yüzden insanlar artık fikirlerini korka korka söylüyor...
Çünkü bir şeye muhalefet olsa, ekmeğinden işinden olacak... Bunu biliyor.
İşte bu yüzden biz koyun gibi sürüler halinde yaşamaya mahkumuz. Çünkü kaval sesi nereden gelse hnep beraber oraya giden koyunlar gibi, para sesi nerden gelse oraya gidiyoruz...
Hemde her fedekarlığı yapıp her türlü yalakalığı yaparak...