Ebû Zerr, “Eğer, gizli tutacağına söz verirsen, sana anlatırım" dedi.Hz. Ali,"Emin olabilirsin" karşılığını verince, Ebû Zerr asıl maksadını açıkladı:"Ben Gıfar Kabilesindenim. Buradan peygamberlik ilân eden bir zâtın zuhur ettiği haberini duydum. Bizzat onu görüp konuşayım diye geldim."Samimî maksadını anlayan Hz. Ali,"Sen bu hareketinle akıllılık ettin, doğruyu buldun" diye konuştuktan sonra, "Ben şimdi Resûlullahın yanına gidiyorum. Sen de peşimden gel. Benim girdiğim yere sen de gir. Eğer ben, yolda sana zarar vereceğinden korktuğum birisini görürsem, papucumu düzeltir gibi bir duvara yönelir dururum. O zaman sen beni beklemezsin, yürür gidersin."
    Evden çıktılar. Hz. Ali önde, Ebû Zerr ise onu arkadan takib ediyordu. Hiçbir anormal durumla karşılaşmadan Hazret-i Resûlullahın huzuruna vardılar.Ebû Zerr,"Selâm sana olsun, ey Allah'ın Rasûlü" dedi. Bu türlü selâmı İslâmda ilk veren zât, Ebû Zerr Hazretleridir.Resûl-i Ekrem,"Allah'ın rahmeti senin üzerine de olsun" dedikten sonra, "Sen kimsin?" diye sordu.Ebû Zerr,"Ben, Gıfar Kabilesindenim" diye cevap verdi."Ne zamandan beri buradasın?""Üç gün, üç geceden beri buradayım.""Seni kim doyuruyor?""Tek yiyeceğim Zemzem suyu idi. Şişmanladım bile. Hiç açlık ve susuzluk duymadım."Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz,"Zemzem, mübârek, doyurucu bir yiyecektir" buyurdu.Sonra Ebû Zerr,"Yâ Resûlallah, bana İslâmı anlat" dedi. Resûlullah Efendimiz, İslâmiyeti kendilerine anlatınca, derhal şehâdet getirerek Müslüman oldu.
    Müslümanlığını İlân Etti
    Şehâdet getirerek, İslâmla şerefyâb olan Hz. Ebû Zerr'e, ihtiyat ve tedbiri asla elden bırakmayan Resûlullahın tavsiyesi şu oldu:"Yâ Ebâ Zerr, sen, şimdilik bu işi gizli tut! Ve memleketine dön, git! İşi açığa vurduğumuzu haber aldığın zaman gel!"Vecd ve heyecan mâdeni haline gelen Hz. Ebû Zerr,
    "Yâ Resûlallah," dedi, "seni hak peygamber olarak gönderen Allahü Teâlaya yemin olsun ki, ben bunu müşriklerin arasında açıkça ilân edeceğim."Sonra da kalkıp doğruca Kâbe'ye koştu ve müşriklere karşı pervasızca,
    "Ey Kureyş topluluğu! Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yok ve Muhammed Onun resûlüdür!" diye haykırdı.Bu kahramanca haykırış, müşrikleri hiddetlendirdi. Hep birden üzerine çullandılar ve onu bayıltıncaya kadar dövdüler. Eğer, henüz o sırada İslâmiyete girmemiş olan Hz. Abbas yetişip, Gıfar Kabilesine mensup olduğunu ve bu kabilenin de Şâm ticâret yoluna hâkim bulunduğunu söylemeseydi, onu öldüreceklerdi!
    Fakat, îmânın verdiği cesaret ve heyecana sahip Hz. Ebû Zerr'i, bu darbeler de yıldırmadı. İkinci gün aynı şekilde ve aynı yerde, yine müşriklere karşı Allah'ın varlık ve birliğini, Hz. Resûlullahın da Onun hak peygamberi olduğunu pervasızca haykırdı. Tekrar müşriklerin ağır darbelerine maruz kaldı. Yine araya Hz. Abbas girdi ve
    "Yazıklar olsun size! Siz, Gıfar Kabilesinden birini mi öldürmek istiyorsunuz? Onların sizin ticâret yeriniz ve yolunuz üzerinde bulunduğunu bilmiyor musunuz?" diyerek onu müşriklerin merhametsizce savurdukları darbelerden kurtardı.Bu hâdiseden sonra, Hz. Ebû Zerr, kavim ve kabilesini hak dine davet etmek üzere yurdunun yolunu tuttu.
    Hicretin altıncı yılına kadar da orada kaldı. Bu sebeple Bedir, Uhud ve Hendek gazâlarında bulunamadı. Fakat bunlardan sonraki gazâlarda Resûl-i Ekrem Efendimizin yanından ayrılmadı.yahut ona kaşı ilgisiz kalmak nasıl bir bir hüsrandır?
Bir Hadis İblis (Şeytan), karargahını denizde kurar. Sonra insanları aldatmak için askerlerini bölük bölük onların üzerine gönderir.
    İblisin askerlerinin rütbece en yukarı olanı, fitnesi en fazla olanıdır. Onlardan birisi iblis'e gelir ve “Şöyle şöyle yaptım” der. İblis ona, “sen hiçbir şey yapmış sayılmazsın” diye karşılık verir.
    Bir diğeri gelir, “Filan kimsenin karısı ile arasını açıncaya ve aile yuvasını dağıtıncaya kadar yakasını bırakmadım"”der.İblis bu askerini kendisine yaklaştırır ve “Sen ne kadar iyi bir askersin” diyerek iltifatta bulunur.
Hadis-i şerif (Müslim).