Acaba bireyleri ve bireylerin oluşturduğu devletleri günümüzde çıkar dışında başka ne gibi faktörler bir arada tutmayı başarabiliyor?
Dost ve düşman hangi çizgide ayrılıyor? Bir gün dost olan nasıl diğer gün düşman ve/veya düşman olan nasıl birden dost olabilmeyi başarıyor? Daha doğrusu birçoğunun yaptığı gibi nasıl öyleymiş gibi davranabiliyor? Benim açıkçası aklım, mantığım ve ahlâk düzeyim buna bir türlü anlam veremiyor.
Benim fikrim şudur ki bir ülkede her bir birey ne kadar sağlıklı olursa o ülke de o kadar sağlıklı olacaktır. Sağlıklı işleyen bir ülke de diğer ülkelerle sağlıklı ilişkiler kuracaktır. Sağlıklı ilişkiler içindeki ülkeler ise daha yaşanabilir bir dünyayı oluşturacaktır. Peki şu an ben, biz, ülkemiz ve dünyamız bu açıdan nerede duruyoruz?
Şüphesiz ki bu ilişki ve davranış şekillerine neden olan etkenlerin başını bugün ekonomi çekmekte! Öz eleştiri yapıldığında olumsuz durumların günah keçisi olarak da çoğu zaman bu kelimeye rastlamak kaçınılmaz… Konumuz olan ekonomi, çıkar ilişkileri açısından kilit noktalardan birisi hiç şüphesiz. Dostu düşman, düşmanı dost eder hemencecik! Tamam, ekonomi bilimi acımasız bir bilimdir ve doğru kullanıldığında karşısında hiçbir güç direnemez fakat insan ekonomiyi var eder. İnsan ekonomiyi var ettiğinde bu ülkelerin ve dolayısıyla dünyanın da meselesi haline gelir. Neden savaşıyorsun?
Çünkü enerji kaynaklarım, su kaynaklarım, para kaynaklarım vs. tükenmek üzere! Neden çatışıyorsun? Çünkü ekmek aslanın ağzında! Neden tartışıyorsun? Çünkü ekonomik durumum psikolojimi bozdu! Bunun gibi soru ve cevaplar uzayıp gider…
Herkesin elbet hayatta ulaşmak istediği hedefleri ve bu yolda kendine has bir rekabet tarzı vardır. Ama aklımızın köşesinde bulundurmamız gereken bir olgu var ki oda domino etkisidir. Bu olguyu her hatırladığımızda ben kelimesi biz kelimesine dönüşecektir!
O zaman kafamızı kaldırıp çevremize bu açıdan bakalım mı bir de: Ben ve attığım adımlar sağlıklı mı, ülkem sağlıklı mı, dünyam sağlıklı mı?
Belki bunları objektif olarak cevaplamayı başarabilirsek sonra da çözüm üretmeye başlarız ne dersiniz? İşte o zaman, aşağıdaki ulusal ekonomik verilerimizden tutun da yazımın başındaki soruların cevaplarına kadar her şey hepimiz için en iyi ve en doğru şekilde gerçekleşecektir… Sağlıklı bir doğruyu da unutmayın ki hiçbir güç deviremez!
Ve geçen hafta açıklanan ulusal ekonomik verilerimize değinecek olursam;
Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması (2012):
TÜİK’in 2012 yılı için gerçekleştirmiş olduğu ilgi çekici bir çalışma olan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre gelir düzeyine göre %20’lik dilimlere ayrılmış olan gruplamalarda en yüksek gelire sahip son gruptakilerin gelirin toplamından aldığı pay %46,6’ya düşerken en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin gelirin toplamından aldığı pay %5,9’a çıktı.
Yani gruplamaya göre en zengin kesimin geliri en fakir kesiminin gelirinin 8 katı oldu. Gelir dağılımına bakıldığında ise çok çok küçük düzeyde bir iyileşme görülüyor. Ayrıca açıklamada ortalama yıllık hanehalkı kullanılabilir gelirin 26.577 TL olduğu, maaş-ücret gelirlerinin toplam gelir içinde en fazla paya sahip olduğu, nüfusun %16,3’ünün yoksulluk sınırı altında kaldığı, sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranının %16 olduğu, “Ciddi finansal sıkıntıyla karşı karşıya olan nüfusun oranı…” olan maddi yoksunluk oranının önceki yıla göre düştüğü ve yaşam koşulları göstergelerinin iyileştiği belirtildi.
Yaşam koşulları göstergeleri ile ilgili verilerden bazıları ise kurumsal olmayan yani “Günlük yaşam gereksinimleri, yasal bir düzenlemeye dayalı olarak kurulan özel ya da tüzel kurum/kuruluşlarda kısmen ya da tamamen karşılanan, bireysel karar ve davranışlarında yetkili otoritenin kurallarına kısmen ya da tamamen bağımlı olarak hareket eden, ancak bireysel harcamalarına kısmen karar verebilen kişilerin yaşamlarını sürdürdükleri alanlarda yaşayan nüfus.” şeklinde kurumsal nüfus olarak nitelendirilenler dışında kalan bireyler içinde kendi konutunda oturanların oranı %60,6; hanesinde taksit ödemeleri ve borçları olanların oranı %61,3; evden uzakta bir haftalık tatili karşılayamayanların oranı %85,9; beklenmedik harcamalarını karşılayamayanların oranı %61,8 olarak belirtildi.
Reel Kesim Güven Endeksi (Eylül 2013):
TCMB tarafından açıklanan verilere göre Eylül ayında bir önceki aya göre endeks artış gösterdi. Ayrıca bireylerin dahil oldukları sanayi dalında gidişatın önceki aya göre daha iyimser olduğunu düşünenlerin oranı %11,3’e gerilerken çoğunluk aynı kaldığını belirtti. Önümüzdeki 12 aylık dönem sonu ile birlikte yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre artış göstererek %7,4 oldu.
Sektörel Güven Endeksleri (Eylül 2013):
TÜİK tarafından hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerinin mevcut durumlarına ilişkin ve yakın geleceğe dair beklentiler açısından aylık olarak uygulanan İşyeri Eğilim Anketi ile hesaplanan endekslerin verilerine göre Eylül ayında bir önceki aya göre inşaat (%-5,1), hizmet (%-3,0), perakende ticaret (%-0,1) sektörlerinde güven azaldı.
İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı (Eylül 2013):
TCMB tarafından yapılan ve sonuçları açıklanan İktisadi Yönelim Anketi aracılığıyla derlenen Eylül ayı verilerine göre bir önceki ayılın aynı ayı ile karşılaştırıldığında İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı %1,4 artış göstererek %75,4 düzeyine ulaşırken mevsimsel etkilerden arındırılmış olarak hesaplanan oran geçen aya göre değişim göstermedi. Ayrıca mal gruplarına göre kapasite kullanım oranları yıllık olarak yatırım malları, ara malları, gıda ve içeceklerde artarken dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarında azalmıştır.
Bölgesel Gayrisafi Katma Değer (2010):
TÜİK’in 2010 yılına dair 26 bölge şeklinde sınıflandırdığı İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması Düzey 2 için yaptığı hesaplamalar sonucu açıkladığı verilere göre 2010 yılı için en çok gayrisafi katma değere sahip bölgeler İstanbul (TR10) (%26,9), Ankara (TR51) (%8,7) ve İzmir (TR31) (%6,5) olurken kişi başına gayri safi katma değer en çok 20.149 TL ile İstanbul’da gerçekleşti. Yozgat’ın da içinde yer aldığı TR72 (Kayseri, Sivas, Yozgat) bölgesine bakarsak kişi başına gayri safi katma değer 9.972 TL ile 26 bölge içerisinde 16. sırada yer alırken sektörlerin bölgedeki gayri safi katma değer içindeki paylarının sıralaması hizmetler, sanayi, tarım şeklinde gerçekleşti. Bölgenin, tüm ülke için gayri safi katma değer payına baktığımızda ise %2,4 ile 14. sırada yer alırken bölgedeki sektörlerin ülke gayri safi katma değer paylarına bakıldığında sıralama tarım, sanayi, hizmetler şeklinde gerçekleşti.
Yabancı Kontrollü Girişim İstatistikleri (2011):
TÜİK tarafından “… yurt içinde faaliyet gösteren ancak doğrudan ya da dolaylı olarak yurt dışında yerleşik bir birim tarafından kontrol edilen girişimdir.” şeklinde açıklanan Yabancı Kontrollü Girişim verilerine göre 2010 yılında %14,7 olan Yabancı Kontrol Oranı (YKO) 2011 yılında %14,1’e düştü. 2011 yılında ülkemizde toplam üretimin %2,5’i Almanya, %1,7’si ABD, %1,6’sı Fransa kontrolünde gerçekleşti. Yabancıların kontrolünde olarak imalat sanayinde yoğun şekilde tütün ürünleri imalatı gerçekleştirilirken teknoloji düzeyi açısından bakıldığında en çok orta-yüksek teknolojiye sahip alt sektörlerde yabancı kontrollü girişim gerçekleştirildi.
Girişim Özelliklerine Göre Dış Ticaret İstatistikleri (2012)
TÜİK tarafından açıklanan 2012 yılına dair verilere göre 55.957 girişimin ihracat ve 63.718 girişimin ithalat yaptığı belirtiliyor. Bunlardan ihracatın %62,6’sı ve ithalatın %38,5’i KOBİ’ler (Çalışan sayısı 1-249 kişi arasında bulunan işletmeler) tarafından gerçekleştirilmiş durumda. 250 ve daha fazla çalışanı olan büyük ölçekli girişimlere baktığımızda ise ihracatın %37,2’sini ve ithalatın %61,4’ünü oluşturmaktalar. Bununla birlikte gerçekleştirilen ithalat ve ihracatın yarısından fazlasının sanayi sektöründeki girişimlerce yapıldı.
Dış ticaretimizde önemli yeri olan, toplamda en çok ithalat ve ihracatı yaptığımız AB ülkeleriyle yapılan ticari ilişkimize baktığımızda ihracatın %63,9’u sanayi ve %34,1’i ticaret ile uğraşan girişimlerce gerçekleştirilirken ithalatın %39,4’ünü sanayi ve %42,7 ticaret ile uğraşan girişimler gerçekleştirdi.
Dikkat çeken diğer noktalar ise ana faaliyeti sanayi olan girişimler ihracatının neredeyse tamamına yakını imalat sanayi ürünleri olurken ithalatının çoğunluğu yine imalat sanayi ürünleri oldu; ithalatın çoğunluğu ilk 50 girişim tarafından yapılırken ihracatın çoğunluğu ilk 100 girişim tarafından yapıldı; ithalatla uğraşanların %47,2’si ve ihracatla uğraşanların %45’i tek ülke ile ticaret yaptı.
Tüketici Güven Endeksi (Eylül 2013)
TÜİK ve TCMB tarafından hazırlanan Tüketici Eğilim Anketi verilerine göre Eylül ayında Tüketici Güven Endeksi Ağustos ayına göre %6,6 azalış gösterdi. Ayrıca önümüzdeki 12 ay için bir önceki aya göre; tasarruf etme ihtimali beklentisi %21,9 azaldı, genel ekonomik durumun daha iyi olacağı beklentisi %7 azaldı, işsiz sayısı beklentisi %5,3 azaldı (Yani işsiz sayısında artış bekleyenlerin oranı arttı), hanenin maddi durumunun daha iyi olacağı beklentisi %3 azaldı.
Tüm hemşehrilerime Saygılarımla ve Sevgilerimle…