Başkan adayları çalışmalarına devam ediyorlar. Yavaş yavaş adayların etrafındaki kadro da şekilleniyor.
Kulağıma gelenlere itimat etmiyorum. Şu kişi belediye meclisine girer, şu da başkan yardımcısı olur gibi tahminlerde bulunmak için çok erken olduğunu düşünüyorum.
Ama ilginç isimler dolaşıyor kulislerde, o da ayrı bir konu...
Başkanlık yarışının iki güçlü isimi, Uğur Bektaş ve Kazım Arslan ekiplerini oluşturmak için kulis faaliyetlerine devam ediyorlar.
Tabi ki yarışa Arslan’dan daha erken başlayan Bektaş, bu konuda daha fazla yol almış gibi görünüyor.
Malum, aday belirleme sürecinin sancılı geçtiği Ak Parti’de durum biraz farklı...
Özellikle sosyal medyanın tüm imkânlarının kullanıldığı bu seçim döneminde, gruplaşmaları internet üzerinden izlemek de mümkün hale geldi.
Öyle ki, dün belediye çalışmalarıyla ilgili eleştiride bulunduğumda bana tavır alanların, fikirlerimi eleştirenlerin bugün başkan Başer’e karşı muhalif söylemlerde bulunmalarını izliyorum. Hem de öyle böyle değil...
Meslek hayatımda çok seçimler gördüm. Haliyle bugün okuduklarıma, duyduklarıma şaşırmıyorum.
Unuttukları bir şey var; bugün siyasette köşe kapmaya çalışanlar henüz ortada yokken, onlar siyasetin sadece Ankara’da yapıldığını düşünürlerken, biz burada dirsek çürütüyor, Yozgat’ın siyasi gelişmelerini kaleme alıyorduk.
Siyaset bu, vefasızdır. Siyasetin dünyası acımasızdır. Son derece kaygan bir zemine sahiptir. Herkes fırsat kollar. Bu dünyada boşluklar bulunmaz. Bir makam boşaldığı takdirde hemen doldurur. Taraflar hemen yer değiştirir.
Vefa ve hakkı teslim, insanlığın en yüce erdemleridir. Fakat konu siyaset, iktidar hırsı ve kişisel menfaatler olduğunda bu erdemler rafa kaldırılır.
Yarın, Başer’den sonra Yozgat’ın belediye başkanlığı koltuğuna hangi isim oturursa otursun ekibiyle birlikte bir devrim gerçekleştirecektir.
Bugün daldan dala atlayanlara, dün doğru dediğine bugün yanlış diyenlere hatırlatmakta yarar görüyorum: “Devrim önce kendi evlatlarını yer!”
Yarın yüz yüze bakmak zorunda olacakları insanlar hakkında yazarken, konuşurken daha dikkatli olmalı, daha iyi düşünmeliler. Hata bir kaç kez düşünmeliler desem yeridir.
Yani taraf olayım derken, bertaraf olmayın!
Her ne kadar, önce yapıp sonra düşünen bir millet haline getirildiysek de, siyaset bunu kaldırmaz.
Evladını bile hiçe sayabilecek kadar acımasız olan siyasetin, kimsenin gözünün yaşına bakmayacağı da aşikâr...
Siyaset oldukça taraflar da olacaktır elbet... Akın da alın da sevenleri, sevmeyenleri olacaktır.
Mühim olan insanın karakterinden ödün vermemesidir. Yani menfaatleri için eğilip bükülmemesidir. Siyaset yaparken de dik durulabileceğini görmesi, göstermesidir.
Tek başına yıllardır iktidarda bulunan Ak Parti için “iktidar yorgunluğu” yaşadığı, yıprandığı konuşulurken; 10 yıldır başkanlık koltuğunda oturan bir ismin de yıprandığını söylemek, bu şekilde düşünmek mantıksız olmaz.
Dün kendi partisinin teşkilatı ile sıkıntılar yaşamasına rağmen, üç dönem üst üste başkanlık koltuğuna oturan Mehmet Erdemir’in yaşadıklarını bugün Yusuf Başer yaşıyor.
Yarın Uğur Bektaş’ın veya Kazım Arslan’ın aynı sıkıntıları yaşamayacağını kim garanti edebilir?..
Tekrar hatırlatayım; devrim önce kendi evlatlarını yer...