Büyük düşünürseniz, hayal ettiğiniz alan geniş olur. Küçük düşünürseniz, hayal ettiğiniz alan daralır, köşeye sıkışırsınız...
Yozgat'ın temel sıkıntısı da buradan başlıyor. Yozgat'ın yönetiminde söz sahibi olanlar günü kurtarmak, yarını yarınlarda düşünmek gibi bir algıyla hareket etmemeleri sonucunda, yapılan küçük çalışmalar, hizmetlerle yaşanılan geçici mutluluk bir süre sonra yerini hüsrana bırakıyor.
Bu nokta da birden fazla örnek vermek mümkün, daha önceki örnekleri de içerisine dahil ederek. Ancak sorunu çözmüyor. Kimse üzerine almıyor. Bildiğini okumaya devam ederken, söz sahibi, makam sahibi olandan yana olma alışkanlığı da bunu körüklüyor.
Yozgat'ta sportif etkinlikler de buna bir örnek teşkil ediyor. Ligde bulunan takımlarımızın başarılı olabilmesi için, herkesin ileri sürdüğü gibi ''Güçlü kadroların kurulması'' yeterli değildir. Öncelikle zihniyetin değişmesi gerektiğinde halen ısrarlıyım. Yimpaş Yozgatspor'un bir üst lige çıkabilmesi, daha üst liglerde mücadele edebilmesi için bugün Süper Lig'de lider Fenerbahçe'nin kadrosunu getirmiş olsanız bile elde edeceğiniz başarı geçicidir. Daha önce de yaşandı. Sorun kadroda değil, sorun anlayışta. Eğer siz semt sahası ile mutlu oluyor, Süper Lig takımlarının oynayabileceği bir stadı kendinize çok görüyorsanız, o zaman takımınızı üst liglere taşıma gücünüzü de kaybedersiniz, köşeye sıkışırsınız. Kaldı ki; mevcut yapıyı bile yönetme, yönlendirme becerisinden uzak kalmışsınız. Yedek kulübesinin önü göl, skorbortu çalışmayan, aydınlatması kullanılmadan atıl duruma düşen, forma numarasını yara bandı ile yenileyen bir anlayış, ileriyi göremez, yerinde debelenir durur, durmaktadır.
Yozgat'ta yaşadığımız diğer bir sıkıntı ise, yönetimde bulunanların, kurumsal yapıyı yönetmekten çok halkı yönetme ve yönlendirme gibi bir görevinin bulunduğu düşüncesiyle hareket ederken, çoğunluğun da buna destek vermesini anlamakta zorlanıyorum...
Kurumsal yapılar arasındaki koordineyi sağlamakla yükümlü olan üst yöneticiler, halka daha iyi hizmet edebilmesi noktasında hizmetler üretmini destekler, halkın talep ve isteklerine yönelik kararların alınmasını sağlar. Halk talep eder, idare halkın bu talebi yönünde altyapıyı hazırlar. Eğer talep edilen, ilerde sorun teşkil edecekse bu konuda halk bilgilendirilir, talep edilenin yanlışlığı ortaya konulurken alternatifi de sunulur, talep eden ikna edilir.
Bunun yerine, yöneticiler halkın sevk ve idaresini ellerinde tutma gayreti içerisindedir. O yüzden de ''Yasaklar'' ortaya çıkmaktadır. Neden yasak olduğunu, yasaklayanın da bilmediği ''Yasaklamalar'' halkı yönetme ve yönlendirme arzusundan, iç güdüsünden kaynaklanmaktadır. Bir zamanlar ''Çimlere basmak yasak!'' uyarısının bugün ne kadar yanlış olduğunu görmekteyiz. Yanlış olmasa bile, ''Yasak'' demek yerine, alternatif üretilmiş olsa, yani idare görev ve sorumluluğunun gereğini yerine getirmiş olsa, hiç bir sorun yaşanmayacaktır. Ama bu yapılmıyor, sorunların ardı arkası da kesilmiyor.