Yozgat'ta birisine dokunduğunda bin ah işittiğin yetmiyor, kendi derdini unutup, onun derdi ile dertleniyorusun.
Esnaf durumundan şikayetçi, siftahsız işyerinin kapısına kilit vuranların sayısının fazla olduğu söyleniyor. Ama buna karşılık, Yozgat'ta normalde aylık kirası 200-300 lira edebilecek işyerlerine 500-800 bin lira kira bedeli ödenebiliyor.
Sivil toplum örgütleri şikayetçi, Yozgat'ta düzenlenen etkinlikler, Yozgat'ı yakından ilgilendiren konularla ilgili kendilerinin bilgilendirilmediğini, davet edilmediklerini ileri sürüyorlar, serzenişte bulunuyorlar.
Ancak, Yozgat'ta düzenlenen etkinlikler, Yozgat'ı ilgilendiren konularla ilgili olarak sivil toplum örgütleri sorumluluğu almayıp, davet eden değil, davet edilen konumuna düşmekten şikayetçi olmuyor, insiyatifi eline almak gibi bir girişimde bulunmuyor, bulunmak için adım atmıyor.
Bürokrat şikayetçi, özellikle bakan ve milletvekillerinin yakınlarını kurumların başına getirdiğini, bunun da Yozgat'a ciddi zararlar verdiğini belirtiyor, işin ehline verilmediğinden dem vuruyor, haklı olarak.
Ne var ki; kendi konumunu, kendi durumunu, kendisinin de aynı şekilde makama geldiğini, o günlerde böyle bir serzenişinin bulunmadığını hatırlamıyor. ''Yanlış her zaman yanlıştır'' yerine, beni ilgilendirdiği kadar ''Doğru'' doğrudur, ''Yanlış'' yanlıştır, anlayışı ile hareket ediyor. 
Çalışan tepkili, hükümetin çalışanına yeterince moral vermediği gibi, mali yönden de destek vermediğinden söz ediyor.
Fakat, memur ve işçi sendikalarının düzenlemiş olduğu ''Hak arama'' eylemlerinde görünmekten kaçınıyor, 3-5 kişi ile eylemler yapılmasına neden olduklarını akıllarına getirmiyor.
Dahası da var ama bu kadarı bile yeterli. Tüm bunları masaya yatırıp, tersinden okumaya başladığımızda, sorunun temel kaynağının bizden kaynaklandığını anlamak mümkündür.
Yaşamakta olduğumuz hayatın kurallarını koyanlar da bizleriz. Biz kendi koyduğumuz kurullardan şikayet ederek, kendimizi inkar ediyoruz. Yapmamız gerekenleri, zamanında yapmıyoruz sonrasında ortaya çıkan tabloyu beğenmiyor, şikayet ediyoruz.
Boş kaleye topu gönderemeyen futbolcunun ''Şanssız'' olduğunu söyleyip, beceriksizliğini görmezden gelirken, hakemin pozisyon öncesinde yapılan faulü görmediğini ileri sürüp, ''Vurun Abalıya'' misali, hakeme yükleniriz.
Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, her konuda kendimize bir ''Günah Keçisi'' bulmak üzere mücadele vermek yerine, kendimizi sorgulayıp, hatalarımızı düzeltmeye kalkıştığımızda; bugüne kadar yapmış olduğumuz şikayetlerin herbirisinin anlamsız olduğunu göreceğiz.
Bugüne kadar hep ''Derdim çoktur hangisine yanayım!'' türküsünü seslendirip, ''Damar'' şarkıları ile avunmaya çalıştık. Gelin isterseniz bugünden başlayıp, yarınlara doğru, ''Çalsın davullar, zurnalar'' deyip, oynayacak birilerini bulmak, beklemek yerine kendimiz sazının çaldığı müziğin ritmine ayak uydurup, eğlenmeyi tercih edelim.
Ne dersiniz?...

_________________________________

Yimpaş Yozgatspor Ne yapar?...

Yimpaş Yozgatspor, yeni sezonda da 3'üncü lig 3'üncü grupta mücadele verecek. Gruba genel bakıldığında, geçmiş yıllara oranla daha güçlü ekiplerin olduğunu görmekteyiz.Bu da kimilerinin gözünü korkutuyor.
''Futbol oynamasını bilen, güçlü kadroları olan takımlarla mı, yoksa sıradan takımların fazla olduğu ligde mi oynamak istersiniz?'' şeklinde bir soru sorulsa, vereceğim yanıt ''Güçlü ekiplerin bulunduğu ligde oynamak isterim!'' olurdu.
Grupta güçlü takımların bulunması, iddialı ekipler için avantaj, diğerleri için dezavantajdır. Çünkü, güçlü takımlar arasında yeraldığınızda iddialı bir taktım kurarsınız ve üç ihtimalli maçlar oynarsınız. Diğerinde ise rakibin ne yapacağı belli olmaz, dengesizdir, dengesiz bir takım karşısında da nasıl bir oyun anlayışını sergileyeceğinizi önceden kestirmezsiniz.  Rakibinize üç puan veren bu tip takımlar, size gelince aslan kesilir, sizden üç puanı alır, yolunuza taş koyar, sıkıntı yaratır.
Bu tip takımlar karşısınmda kaybettiğinizde camia olarak inancınızı da kaybedersiniz. Kaybedilen inanç, seri kayıpları da beraberinde getirir.
O nedenle Yimpaş Yozgatspor'un yeraldığı grupta güçlü takımlar var. Bu güçlü takımlar arasından sıyrılmak, öne çıkmak daha kolay. Sadece yapılması gereken konu, inanarak, hedefe kilitlenen bir ekibin oluşturulması gerekmektedir.
Diğer taraftan, Yimpaş Yozgatspor'un camia kavramını benimseyip, bunu da hayata geçirmesi gerekir. Yönetimin belirlenip, ilan edilmesi arasında geçen süreçte Yimpaş Yozgatspor'daki gelişmeler, bilgilendirmede yaşanılan sıkıntılara bağlı olarak sınırlı kalmıştır. Yimpaş Yozgatspor'da muhatap belli değildir. Bilgilendirme sıfır noktadadır.
Yimpaş Yozgatspor, hedefe ulaşabilmesi için kamuoyunun oluşturulması, bu yapılırken de doğru bilgilendirilmesi ile mümkün olacaktır. Şuan Yimpaş Yozgatspor'daki gelişmeler  yerel basının önemli bölümünde yer bulmuyor. Bu durum yerel gazetelerin Yimpaş Yozgatspor'a karşı bir tavır sergilediğinden değil, aksine iletişim eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu iletişim eksikliğini kim nasıl sağlayacak? onu bilemiyorum. Bildiğim tek şey, belirli gazetelerin sutunlarında olgunlaştırılan konuların, daha sonra ''Lütfen'' diğer yerel basın kuruluşlarına da iletilmesiyle sınırlı bir durumun yaşandığı, mevcut olmasıdır.
İletişimde yaşanan sıkıntıya en bariz örnek ise, bir yöneticinin ''Grubumuz çok iyi, istediğimiz gibi'' şeklinde açıklama bir gazetede yer alırken, başka bir gazetede de, ''Çok güçlü bir grupta yeralıyoruz. Bu gruptan çıkmak çok zor, bu zoru başarabilmek için çalışıyoruz ama çok geç kaldık!'' gibi açıklamaların yeralmasıdır.
Her iki açıklama da birbirine tezat teşkil ediyor. Bu durum da insanların kafasını karıştırmaya yetiyor. Kafalar karıştığında ise, birlik olmuyor. Birlik olmayınca da, ortaya hoş tablolar yerine, hoş olmayan tablolar çıkıyor.
Teknik heyetle ilgili herhangi bir yorum yapma şansım yok. Bu saatten sonra bekleyip, göreceğiz. Birileri tavsiye etmiş, birileri onaylamış, yönetim de anlaşmaya varıp, takımı emanet ediyor. Bize de ''Hayırlı olsun'' demek düşüyor.