“Bal tutan parmağını yalarmış”…
Bu özdeyişi ilk duyduğumda çok hoşuma gitmişti.
Belki de ortaokul çağlarındaydım.
Ve her çıkar ilişkisi yaşandığında gülümseyerek hatırlarım.
Bu devir, bu sözün birebir karşılığının yaşandığı bir devir.
O yüzden sürekli gülümsüyorum anlayacağınız.
Hatta öyle ki, bal tutan artık parmağını yalamıyor, kovanı tüm yerinden söküyor.
Meramımı biraz daha açayım isterseniz.
Siyaset bana hep uzak ve yapmacık gelmiştir nedense.
Belki bu yüzden pek de sıcak bakamadım, bir siyasi parti de yer almaya.
Ama görüyorum ki çok büyük hata (!) yapmışım.
Belki de bugün Cumhurbaşkanlığı için yarışıyor olacaktım (!)
Neden?
Çünkü kimin adı yönetimde, ya da partide geçse, ya müdür oldu, ya da genel müdürlüğe aday oldu...
Düşünüyorum da bir partinin kıyısından köşesinden bulaşsaydım, belki Cumhurbaşkanı olamazdım ama bugün yaşadığım sıkıntıların hiç birini yaşamazdım.
Yazık Yozgat'a...
Yazık siyasilere...
Yazık yurdum garip insanına...
Hak eden, ekmeğinin derdinde olan ve memleket sevdasını gözeterek hareket edenlere saygım sonsuz.
O kişileri, yazmış olduklarımdan tenzih ederim.
Çünkü ekmek kavgası nedir, çok iyi bilirim...
Kimse bana, ”gel sen şu makama otur, sen bizdensin” demedi.
Her işimi, her mevkiimi hak ederek kazandım. Hayatın her basamağını tırnaklarımla kazıyarak çıktım. Bu yüzdende kimseye eyvallahım, kimseye minnetim olmadı.
Haaa açık konuşmam gerekirse, ben de bir kaç makul, mantıklı ve küçük isteklerde bulundum acemilik zamanımda siyasetçilerde.
Sadece bulunmakla kaldım, icraatını görmedim, ne yazık ki.
“Olur” dedim, “elbet bir bildikleri var” dedim.
Ama yok arkadaş, son zamanlarda kapalı kapılar arkasında yapılan mevki-makam yerleştirmelerini görünce hiç birinin bir bildiğinin olduğunu düşünmüyorum artık.
Her biri sadece ve sadece kendi çıkarları için bir yerlere adam yerleştiriyor.
Tabiri yerinde ise, kendi için hem memleketini, hem memleket çocuğunu harcıyor.
Ama bunun hesabı bu dünyada çıkmazsa öbür dünya da çıkar beyler, Allah var...
Şimdi bu kadar sitemi kesin bir siyasetçiden bir şey istedim de yapmadığı için yazdığımı düşünüyorsunuz. Ama inanın son günlerde duyduğum makam tenzilleri ve yerleştirme şekilleri çok canımı sıktı, bu yüzden yazdım bu yazıyı...
Bilen bilir bilmeyene de hemen özetleyeyim.
Ben 12-13 yıllık meslek hayatımda hiç bir zaman küçük hesapların insanı olmadım, matbaa işi vermedi, reklam vermedi diye kimseye iftira atmadım, şaka yapmadım, benim ricamı yapmadı diye kimseyi suçlamadım. Çünkü buna ne benim, ne de gazetemin mizacı uygun değildi. Bizler hep ekmeğimizin derdinde, kavgasında olduk, dahası fazlasını da istemedik.
Zira ben siyasetçinin sözünü tutmadığını öğreneli ve onlardan bir şey istemeyeli çok uzun zaman oldu. Acemilik kalmadı, siyasetçinin sana menfaati olsun istiyorsan, kişiliğinden, zekandan ve becerilerinden ödünler vermen gerekiyor, bunları öğrendim çok önce.
Kısaca bu yazı “istedim olmadı” yazısı değil, bu yazı insanların kaderlerini değiştiren üç beş particiye, partiliye sitem yazısı...
Kimler geldi kimler geçti?
Kimine şahit oldum, kimini duydum, ama bildiğim tek bir şey var ki siyasette adil değilsen, çıkarlarını gözetiyorsan, ya yalnız ölüyorsun, ya da arkandan beddualar duyuyorsun.
Yani öbür dünyada bile çınlıyor kulakların...
Bu yüzden ben derim ki, bırakın küçük işler ve küçük hesaplarla uğraşmayı, biraz kalıbınızın makamınızın adamı olun.
Bırakın, tayinler atamalar, asgari ücretli işlere alınacak adamların derdini de Yozgat'ı düşünün Yozgatlı'yı düşünün... Ki bizde arkanızdan rahmet okuyalım, dua edelim.
Malum üç günlük dünya, aha yaşandı ikisi ve kaldı biri...
Makamı partinize göre değil, yeteneğine, becerisine, bilgisine göre verin...
“Bizden” ya da, “sizden” diye ayrım yapmak ne ahlaka, ne hakka, ne de hukuka sığar...
Bu devran böyle de dönmez, elbet koltuklar baki olsa da kişiler değişir...
Benden söylemesi.
***
Bu kadar sitem yeter, birazda hem tebessüm ettirecek hem de düşündürecek bir konuya kısaca değinmek istiyorum.
Malum son zamanlarda sehven yapılan üyelikler var. Kapımızı her gün onlarca insan aşındırıyor. Bende üyeymişim, bu da üye diyerek yanına arkadaşını da alıp geliyor...
Evet bunun neresi komik diyorsanız hemen açıklayım...
Şimdi kendi üyelerine sonsuz nimet sunan bu parti, neden sehven üyelerine bin bir eziyeti reva görür?...
Bunları nasıl ayırt eder? Sehvenlerin yanında yıldız, ya da ne bileyim farklı bir işaret mi vardır?
Bir de bu “sehven üyeler” hangi kriterlere göre seçilir?
İnanın çok merak ediyorum ve bir yetkiliden “sehven” de olsa bir açıklama bekliyorum.(!)