Gözlerimi kapatsam ve Yozgat siyah beyaza bürünse…

Tıpkı o eski yıllardaki gibi…

Bu şehrin eski haline aşığım ben…

Siyah-beyaz Lise Caddesine,

Yolları taşlı Sarraflar Caddesi’ne,

Hiç görmediğim Sinemaları olan caddeye,

İnce bıyıklı, başı fotürlü insanlarına,

İçinde kayak yapılan Çamlığına,

Kerem’in aşkını anlattığı beş çamlara,

Taş yollarda seyreden fayton tıkırtısına,

Çetin geçen kışına,

Adamına, dostluğuna,

Hülasa Yozgat’ın o eski haline aşığım ben…

O yılları yaşamış olanlara dair öyle kıskançlık duygularım var ki anlatamam…

O günleri en ince detayına kadar anlatıyorlar ya, işte o an bir perde açılıyor ve ben o perdeden o eski Yozgat’a gidiyorum.

Bulunduğum ortamın kokusu dahi o anı yaşatıyor bana.

Yozgat’ı yaşayarak anlatanları dinlemek en büyük zevkim.

Mesleğimin bana sağladığı şans mı, kısmet mi desem siyah beyaz yılları yaşayanlardan dinleme zevkine defalarca eriştim.

Perşembe akşamı da yine öyle bir ortamda bulunduğum o anlardan birindeydim. 

Kısa sürdü sohbetimiz ama siyah beyaz yılları yaşayıp yeniden bu günlere dönmenin lezzetini ziyadesiyle yaşadım diyebilirim.

Geçtiğimiz gün başsağlığı ziyareti için Erkılıç’ların hanesine misafir oldum.

İşadamı ve siyasetçi büyüğüm Mustafa Erkılıç’ın muhterem babası Hacı Ömer Erkılıç’ın vefatı sonrası baş sağlığı ziyaretinde bulundum.

Erkılıç ailesinin akrabası Yozgat’ın tanınmış simalarından Mehmet Saygı da oradaydı.

Cenaze evinde haliyle hüzün, dua, karşılıklı dayanışma daha ön plana çıkıyor.

Vefat eden bir de Yozgat’ın yaşayan tarihi, mazisinde önemli yeri bulunan simasıyla.

Haliyle Hacı Ömer Erkılıç gibi bir ismin aynı kültür, inanç ve vizyona sahip evlatları da oluyor.

Mustafa Erkılıç ve Mehmet Saygı bir arada olunca, konu dönüp dolayıp geçmişi buldu ve ortaya lezzetli bir kıvam çıktı.

Daha doğrusu ben maziye dair kısa sohbetimizden tat aldım.

Geçmişteki Yozgat’ta ne vardı da o lezzeti bu gün bulamıyordum?

Aslına bakarsanız bunun cevabını orada, cenaze evinde tek kelimeyle verdik.

Geçmişte insan ilişkileri daha samimiydi.

Mustafa Erkılıç, her şeye rağmen cenaze evine komşuların gösterdiği ilgi ve dayanışmanın geçmişten günümüze gelen çok önemli bir komşuluk kültürü olduğunu söyledi.

İnsanların evlerinde dört duvar arasında hayatını sürdürdüğü bir dönemdeyiz.

Komşunun komşuyu tanımadığı bir Türkiye düzeninden Yozgat da maalesef nasibini almış….

Belki fazla göze çarpmıyor ilk etapta ama bir birimize karşı samimiyetimiz ve ilişkiler o kadar sınırlı ki, birlik ve beraberlik bağlarımız körelmeye yüz tutmuş.

Yozgat’ın siyah beyaz yıllarını pek çok insandan dinledim.

O güne dair anlatılanların tamamında insan var!

Çocuklarımızın sokaklarda oynayamadığı renkli ama sanal bir dünya nere,

İnsanların kapılarını kilitlemediği,

Günün güneşin ilk ışıkları ile başladığı,

Muhabbetin saygı, sevgi ve hürmet üçgeninde yapıldığı,

Her şeyden önemlisi insanların selama ve kelama değer verdiği dünya nere…

Cenaze evinde belki hissedilmesi abes düşen şeyler bunlar.

Belki burada ifade etmem dahi garibinize gitmiş olabilir.

Orada o insanların kederine ortak olma adına bulunmak ve dua etmekten başka elimizden gelen bir şey yok.

Merhumun ruhuna gönderdiğimiz her dua, O’nu ve dünyasında, siyah beyaz yıllarda yaşayanları yâd etme adınaydı sohbetimiz.

Yozgat’ın siyah beyaz yıllarında yaşamak, kırmızı kiremitli, bahçeli, müstakil evlerden oluşan,

İnsanların bir birine değer verdiği o yıllara tarih olarak yakın ama yaşantı olarak o kadar uzağız ki,

Açık söylemem gerekirse ben kendimi o yıllarda daha net hissedebiliyorum.

Bana göre Yozgat asıl bu gün daha ihtiyar, daha yorgun…

O gün gerçek Yozgat, samimiyet derecesi sayılarla telaffuz edilemeyecek kadar içten bir Yozgat varmış!

Bu günde yaşayıp o günü dinlemek hem lezzetli, hem de kıskanılacak şey.

O günleri dinlediğiniz de eminim siz de oralarda bir yerlerde yaşamayı arzu ederdiniz.

\"\"