Doğal felaketler insanoğlunun çaresiz kaldığı zaman diliminin de adıdır aslında.
    Doğanın o acımasız gücü karşısında insanoğlu en aciz dönemini yaşar.
    Nitekim Marmara depremi sonrası Van’da yaşananlar depremden çok öte küçük kıyamet gibi.
    Tabi yaşayana.
    Bizim için uzaktan konuşmak, geçmiş olsun dileklerinde bulunmak, taziyeler ve dua göndermekten fazlası olmuyor.
    Van’da yaşananların ardından Türkiye’nin kalbi burada atmaya başladı.
    İnsanın neresi acırsa canı oraymış derler ya, aynen öyle olduk millet olarak.
    Devlet ve millet el ele tüm gücüyle Van’ın yarasını sarmaya çalıştı.
    Tabi meslektaşlarımız da canlı yayınlar, kurtarma görüntüleri, ölü, yaralı sayılarını anı anı vererek Van’ı üs haline getirdiler.
    Pazar akşamı Kanal D’de yayınlanan ana haberin sunucusu Mehmet Ali Birand ve misafirinin konuşmasına takıldım.
    O takıntı hala gitmedi bende…
    Van’daki yaşananları anlatmaya başlamadan önce Birand aynen şu ifadeleri kullandı:
    “Kimileri Allah Allah diye bağırıyor. Sanıyorlar ki yaşananlar Allah’tan gelmiş, aslında doğal afet…”
    Yanındaki deprem aydını (!) hemen tasdikliyor; “Tabi tabi insanlar bilmeli doğal olduğunu. Fay hattı şekil değiştirmişti, belliydi…”
    Biri meslektaşım, diğeri (kuşum) aydın…
    Zihniyete bakar mısınız, adamlar hala Evrim Teorisinde kalmış. İnsanların maymundan geldiğine inanıyorlar belli ki…
    Van’da adamlar can çekişiyor, ama bizim paslanmış zihniyet konuşuyor; “Deprem Allah’tan değil, doğal…”
    Burada benim bant yayını kesildi…
    Değiştirdim kanalı…
    Allah’ın yarattığı, kurduğu düzenin adını doğal, tabi olarak koymuş insanoğlu.
    Zira doğalda desek, tabi de desek düğmeye basan, düzeni kuran sistemin sahibi bir Yüce Yaratıcı var!
    Bayatlamış, küflenmiş, artık pas tutmuş ifadelerin sahiplerini muhatap aldığımdan değil de içimde kalanları çıkarmak adına ifade etmek istedim!
YOZGAT DEPREMİN KIYISINDA
    Bundan iki hafta önce Yozgat Jeofizik Odası Başkanı Sayın Oktay Yılmaz’la tanıştım.
    Depreme ilişkin Yozgat ölçeğinden hazırladığı basın bildirisini gazetemizde de haber olarak sizlerle paylaşmıştık.
    Yılmaz’ın burada Yozgat’la ilgili şu ifadesi oldukça dikkat çeki, oldukça manidar.
    Depremlerin 70 yılda bir tekrarlanma riskinin bulunduğunu, Yozgat’taki fay hattının da değiştiğini söylüyor Yılmaz.
    Peyik Depremi olarak bilinen Sorgun Depremi ve hemen yanı başımızda yaşanan Keskin depremlerine dikkat çekiyor Oktay Yılmaz.
    Yılmaz’ın açıklamasındaki şu bölümü dikkatle okumanızı istiyorum:
    -1938 Keskin, 1940 yıllarında Yozgat bölgesi şiddetli depremler yaşadı. Yaşanan bu depremlerde büyük hasarlar ve can kayıpları meydana gelmiştir. Depremin çok eski bir tarihte olması depremden kurtulduğumuz anlamına gelmemektedir. Aksine depremlerin üzerinden çok uzun süreler geçmesi o fay hattındaki deprem riskini artırmakta ve oluşacak depremin şiddetinin daha fazla olmasına neden olmaktadır. Be nedenle Yozgat’ın deprem dersine çok iyi çalışması gerekmektedir”
PEKİ YOZGAT DEPREME HAZIR MI?
    İnşaattan, temelden, parselden anlamam…
    Benim de normal vatandaş olarak yapabildiğim en önemli tespit yeni yapılan binalardaki ses geçirir duvarlar.
    Şimdiki binalarda insanların konuşmaları birbirine duyulur oldu.
    Neredeyse cep telefonundan çıkan ses yan komşuda dinlenecek gibi.
    Bu binaların çok katlı olması ise ayrı bir tartışma konusu.
    Bu güne kadar yapılan binalardaki demir kullanma oranı, temelden çatıya uzanan genel hatların çok da sağlıklı olduğu söylenemez.
    Zira konusunda uzman olan sivil toplum teşkilatı temsilcileri de bunu her fırsatta dile getiriyor.
    Allah korusun Van’daki depremin Yozgat’ta yaşanması halinde başımıza gelebilecekleri hayal dahi edemiyorum.
    Bu gün Peyik depreminin üzerinden yaklaşık 60-70 yıl geçmiş.
    Depremlerin bu periyotta yenilenme riski varmış.
    Bu da demek oluyor ki Yozgat ciddi risk altında.
    Risk yenilir yutulur türden değil.
    Van’daki depremin ardından herkes bir yorum yapıyor:
    Kimi Allah’tan değil doğal…
    Kimi ilahi uyarı…
    Kimi terörün intikamı…
    Kimi de üzülüyor.
    Ama herkes şunu unutuyor, 5 saniyelik sarsıntı otu,çöpü ayırt etmiyor, alıp götürüyor…
YOZGAT RÜZGARI
Erkılıç Ailesi’nin başısağolsun...
Yozgat eski Belediye Başkanlarından, İşadamı Mustafa Erkılıç’ın muhterem babası Hacı Ömer Erkılıç dün Hak’ka yürüdü…
    Ölüm günü, saate, zamanı geldiği vakit sanise beklemiyor…
    Takdir-i ilahi zerre şaşmıyor.
    Bu gün sana yarın bana…
    Hacı Ömer Erkılıç da dünya hanından gelip geçenlerden oldu…
    Aslında gerçek hayata vuku buldu. Nefesi asıl şimdi ölümsüz oldu.
    Gerçek yaşam onun için başladı ama burada geride bıraktıklarının yüreğinde hasret rüzgarları üzüntü ve kederi beraberinde getirdi.
    Gidenin ardından yapılacak maddi anlamda hiçbir şey yok!
    O’nun için bu gün yapılacak olan manevi dünyasını rahatlatacak dualar, hayırlar eda edebilmek.
    Ben de bu gün Hacı Ömer Erkılıç’a ancak hayır duası gönderebilirim.
    Değerli büyüğüm Mustafa Erkılıç’ın şahsında Erkılıç Ailesi’ne baş sağlığı diliyorum.
    Merhum’un kabri nur, mekanı cennet olsun.