Aziz Kardeşlerim!
Yüce Mevlâ, insanı çok özel ve özenle yaratmış, birçok güzel özelliği de ona bağışlamıştır. İşte bu güzel özelliklerden bir tanesi de ahde vefa (sözünde durmak)tır. İnsanın insanlıktan ‘Kamil insan’ makamına yükselişi ve ‘adamlık’ vasfını kazanabilmesi için, yaratıcısıyla, çevresiyle ve diğer canlılarla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi ahde vefanın bir göstergesidir. Ahde vefa öncelikle Rabbe vermiş olduğumuz ‘Elestu bi Rabbikum?’ sorusuna ‘Galu bela.’sözünün gereğini yerine getirmek, yani Rabbimizin terbiyesine girmektir.’Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa bilsin ki Allah sakınanları sever.’(1) buyrulmuştur. Ahde vefa insanın ailesinde, işinde, ticaretinde doğru sözlü olması ihanet etmemesi anlamına gelen bir mü’minlik vasfıdır.
Kardeşlerim!
Bizler el-emin olan bir peygamberin ümmetiyiz. Ahlaki yönden de ona benzemek zorundayız. Bütün değerlerin altüst olduğu çağımızda Peygamberi bir ahlak olan ahde vefayı korumakta elbette ki zordur. Helal haram tanımadan, yalan yanlış beyanlarla insanları dolandıranların, adli mercileri yanıltanların, kamuoyunu saptırarak gerçek dışı kanaat oluşturanların, siyasi, ticari menfaat sağlamak amacıyla yapamayacağı sözleri verenlerin bu davranışlarını Yüce Dinimiz İslam ile bağdaştırmak mümkün değildir. İbn Mesut (R.A.) demiştir ki Nebiler serverı (S.A.V.) şöyle buyurdular: ‘Doğruluk insanı iyiliğe, o da Cennet’e çeker, götürür. İnsan kendini bir kere doğruluğa verip, o yola yöneldi mi, hep doğru söyler, doğruyu araştırır; böylece o insan Allah (C.C) katında sıddık (özüyle, sözüyle doğru kimse) olarak yazılır. Yalan insanı fücura, bataklığa, o da Cehennem’e ulaştırır. Bir insan kendini bir kere yalana kaptırdı mı, daima yalan söyler, neticede Allah katında kezzap (yalancı) olarak yazılır.’(2)
Kardeşlerim!
Ağzımızdan çıkan her sözün hesabını vereceğimizin bilincinde olarak Rabbimizin de ‘Ey iman edenler, yapamayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?’(3) hitabını kendimize rehber edinerek verdiğimiz sözlerde duralım. Duramayacağımız sözleri de vermeyelim. ‘Yerine getirilmeyen sözlerin münafıklıktan bir alamet olduğunu’(4) unutmayalım. Hutbemi bir ayet-i kerime ile bitiriyorum: ‘O mü’minler ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.’(5)
..............
Kaynaklar: (1) Al-i İmran 76, (2) Buhari, Edep,69; Müslim, Birr103, (3?, Saff 2, (4) Buhari, Müslim-İhya 3/377, (5) Mü’minün 8