Hayatta kendimi bildim bileli hep şanslı olduğumu düşündüm.
    En azından engelli doğmadım, hastalıklara servetler harcamadım.
    En azından beni seven ve benim sevdiğim bir ailem var.
    En azından başımı sokabileceğim bir evim var ve kimseye muhtaç olmayacak kadar geçim gücüm oldu...
    Ve beni anlayan dostlarım var... En ufak sıkıntıda gel diyeceğim, en ufak sıkıntılarında yanlarında olacağım dostlarım...
    Mesleğim var,akıl melaikelerim gayet sağlıklı...
    Anlıyacağınız kendimi şanslı hissetmem için binlerce sebep ve mutluluğum var...
Ama kimilerine göre kader kimilerine göre şans. Dün bir internet sayfasında haberleri gezinirken milyon dolarlık servetin veliahtları haberi dikkatimi çekti.
    Belki de telefuz etmekte zorlanabileceğim kadar büyük rakamları daha 10 yaşında, 5 yaşında hadi bilemedin 18 yaşında gençlerin yöneteceğine dair bu haberde, tek dikkatimi çeken tabi servetlerinin büyüklüğü değil aslında bu veliahtların üçüncü kuşak yani dedelerinin holdinglerini yönetecek olmalarıydı.
    Şöyle bir düşündüm acaba dedem bana bu kadar büyük bir servet bıraksaydı, babam onu ikiye katlayabilirmiydi ve ben o serveti yönetecek kadar güçlü yetişebilirmiydim?
    Bunu, neden mi böyle düşündüm hemen açıklayım, insanoğlu rahatı seven rahata düşkün bir canlı. Tamam her ne kadar düşünen tek canlı olsak da rahat ve tembellik de doğamızda var vesselam... Eğer benim dedem milyon dolarlık bir servetin sahibi olsaydı bende doğal olarak çok ukala ve şımarık büyütülürdüm ve zekam getirmediği halde paramla kolejlerde okur, kıyafet değiştirir gibi araba değiştirir, tatillerimi dünya turlarıyla gerçekleştirir, Türkiye’de ki fakirleri küçümser, ayda yılda bir sözde yardım çaylarında, yemeklerinde Paris’ten aldığım son moda elbisemi, İngiltere’den getirttiğim yılan derisi çantamı, Amerika’dan aldığım kovboy çizmelerimi gösterirdim heralde.
    Çünkü benim televizyonlarda gördüğüm ve benim anladığım zenginlik veya zengin çocuğu olma şekli bu. 18 yaşından 30 yaşına kadar modellerle boy göster, playboylarla bar bar dolaş, sonra dedenin şirketinde hak etmediğin bir pozisyondan yönetici ol...
    Hatalarının bedelini ödeyecek maddi durumu iyi olmayan biri mutlaka bulunur.
    Ve sen baban emekli olunca dedenin sana emanet ettiği milyon dolarlık servetin tek veliahtısın ve ne arabaların, ne barlardaki sarhoş halin ne de boy gösterdiğin mankenler konuşulmaz, sen neticede ağzında gümüş kaşıkla dünyaya gelmişsin, sen zengin bir dedenin torunusun, ne yaparsan yap mübahtır,ne düşünürsen düşün mantıklıdır.
     Nasılsa da günahını çekecek biri mutlaka vardır, baban annen veya zengin deden seni yurtdışına gönderir olayıda anında siler unutturur, daha ne istersin ki hayattan.Ama şu bir gerçek ne oldum değil ne olacağım, nasıl doğduğun değil nasıl öleceğin önemlidir, şu kısacık hayatta...
    Ve ben milyar dolar servet bırakmayan ama onur, şeref ve haysiyet bırakan, en önemlisi temiz bir soyad bırakan dedeme, bu soyada layık bir evlat olan ve değerlerini iki katına çıkartan babama çok teşekkür ediyorum.
    Ve yine milyar dolara bile değişmeyecek bir hayat sundukları için tüm aileme teşekkür ediyorum. Netice ayıbı kapatmak için harcanacak bir serveti zaten istemezdim...
    Bu yüzden iyi ki ağzımda gümüş kaşıkla doğmamış ve iyiki dedem para yerine iyi bir soyad bırakmış bana...
    Yine ne deyim herşeyin hayırlısı, kısmet, kader ya da şans, adını siz koyun...
    Şimdi düşünün şans mı, kader mi?
    Bilmem...
    Bildiğim tek şey,  bana göre ben şanslıyım, ya siz?...