Şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.
    Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır.
    Bunun için hiç üzülmeyin.
    Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın.”
    Bu satırlar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın üç gün önce Ak Parti Grubunda yaptığı konuşmada Ülkücü Şehit Mustafa Pehlivanoğlu'nun ailesine yazdığı mektubunda atladığı bölüm.
    Sayın Başbakan bu bölümü neden atladı, neden gözyaşlarını tutamayacak kadar etkilendiği mektubunda bu bölümü es geçti diye düşündüm kendi kendime.
    12 Eylül gibi anlamlı bir günde yapılacak referandum öncesi Ak Parti sandıktan 'evet' sonucu çıkarmak için yoğun bir propaganda sürecine girdi. 
    Erdoğan'ın grup toplantısında yaptığı konuşmada bunlardan bir tanesi.
    “Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar” diyen ülkücü şehidin ne için can verdiği bu sözlerle daha da anlam kazanıyor.
    Vatan, millet, bayrak ve değerler uğuruna verilen bir can.
    O yıllarda aynı duygularla farklı siyasi görüşlere sahip gençler de can verdi.
    Her birinin ideolojisi farklı farklıydı.
    Ama birçoğunun ortak paydası aynıydı.
    12 Eylül'ün soğuk yüzünü görmedim.
    Ama o yılları yaşayanlardan defalarca kez dinledim o yılları.
    O yıllar öyle derin izler bırakmış ki, karanlık günlerde peşlerini bırakmayan gölgelerinden dahi saklanan insanlar o günleri anlatırken sanki yaşıyor.
    O gün değerleri uğruna mücadele eden de 12 Eylül yaftasını taktı boynuna, mahalle kavgasına giren de…
    Sokak kavgasıyla karakolları boylayanlar da bir davayı etiket yaptı kendine, tabutlukların, Mamak zindanlarının nemli havasını soluyan da.
    O günden bu günlere gelenleri ayrıştırmak değil vazifemiz.
    12 Eylül'de her Türk vatandaşının canı yandı, yüreği sızladı, zor günler geçirdi.
    Bu topraklar üzerinde yaşayan her insanın o yıllardan bir alacağı, göreceği hesabı var.
    12 Eylül günlerini bu ülke insanına reva görenler ve ülke yanarken gıkını çıkarmayanlar da oldu.
    12 Eylül'ün sorumlularını aramak kadar, o günlerde kardeş kavgasına kulak tıkayan, neme lazımcı olan, 'tespih tutan elle silah tutan el bir olmaz' diyerek sırt dönenleri de iyi tespit etmek gerekiyor.
    Açık konuşmak gerekirse 12 Eylül günü halk oylamasına gidecek yeni anayasa paketi denildiği gibi 12 Eylül'ün hesabını soracak içeriğe sahip değil.
    Tam aksine sorgulanması gereken bölümleri ile halkın önüne gelecek bir Anayasa paketi.
    Ülke menfaatlerini gözetmek yerine yeni tavizler doğuran,
    Milletvekili dokunulmazlıklarının dahi sorgulanacağı bir dönemde,
    Gerçekleri göz ardı eden bir Anayasa paketi 12 Eylül'ün sorumlularına mı hesap soracak?
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısında ortaya koyduğu duygu yükü gerçeği yansıtabilir,
    İfadeleri samimi, amacı doğru olabilir.
    Lakin Sayın Erdoğan'ın bu güne kadar ortaya koyduğu politika ve duruşu maalesef grup toplantısında sarf ettiği sözleri yalanlamakta,
    Hatta ve hatta Ak Parti politikaları ile örtüşmemektedir.
    Şayet ülkücüler sırf 12 Eylül'ün hesabını sorma gibi bir düşünceyle referandumda sandık başına giderlerse çok büyük bir yanılgıya düşeceklerini çok iyi analiz etmelidirler.
    Anayasa paketi 12 Eylül'ün hesabını değil bakkal hesabını görebilecek içeriği dahi sahip değildir.
    Sandıkta 'evet' ya da 'hayır' oyu kullanma kaygısında değilim.
    Yeni bir anayasa paketine kesinlikle hayır diyenlerden de değilim.
    Ama içi boş, tavizlerle dolu, Türk milletinin yapısına ters, gelecek kaygıları doğuracak ve bunun gibi sorgulanması gereken yeni bir anayasa paketine,
    Alelacele, yangından mal kaçırır gibi,
    Milletin dahi anlamadığı,
    Sadece ve sadece Ak Partili olanların ve olmayanların yarışacağı bir referanduma 'HAYIR' diyorum ben…
    12 Eylül yıllarında ülkücü olmuş,
    Ya da sol görüşe sahip olduğu için eziyet görmüş insanların bu referanduma gözü kapalı oy vermesi,
    O günlerdeki gibi körü körüne gidilen bir yolun başlangıcı olacaktır.
    Ülkücüler ve Devrimciler….
    12 Eylül'de yeni anayasa paketinin bu haliyle sandıktan çıkmasını istemekle o yıllarda kaybettikleri dava arkadaşlarının ve çekilen çilelerin hesabını değil, yanlışını yapmış olacaklardır.
    Bu gün Ak Partililer sandığı sırf başbakan istedi diye gidecek,
    Ak Partili olmayanlar da sırf Ak Parti'ye muhalefet olmak için sandığa gidecek.
    Ama kimse yeni anayasa paketinin içeriğinden haberdar olmayacak.
    Siyasi yarışma, zıtlaşma ve inatlaşmanın sonucunu alacak Türkiye 12 Eylül'de…
    Ne ülkücülerin, ne de devrimcilerin hesabı sorulacak…
    Aksine hesaplar mahşere kalacak, olan inadına evet, inadına hayır diyenlere olacak.
    Meclis kürsüsünden Mustafa Pehlivanoğlu ve diğer 12 Eylül kayıpları için göz yaşı dökülürken 7 şehit verildi hain kurşunlarla?
    Neden onların isimleri telaffuz edilmedi, gözyaşı dökülmedi?
    Kaygılar sadece ve sadece evet oyu için ise 7 şehidin ismini telaffuz etmenin getirisi yok muydu?
    12 Eylülde Mustafa'yı astı cellatlar. Dün 7 Mustafa daha düştü toprağa. Yedi Can, Yedi Mehmet, Yedi Mustafa'ydı onlar.
    Yargılayamayacağımız cellâtlardan hesap soracağız diyoruz. Mehmet'in katili Mecliste, Kürsüleri, Makamları, Kırmızı plakalı arabaları var, benzinini devletin aldığı.
    Burnunun ucundakinden hesap soramayanlar, dünün hesabını nasıl görecek, söyler misiniz?