Her şeyden herkesten habersiz gurbet gülleri belirmeye başlar.
Gurbet yolundan dökülüverir, düşerler gökten iner misali,
Geçen yaz da bu böyleydi, ondan önceki yaz da, bu yaz da öyle…
Sılayı rahime dönüş yolculuğunda gurbetten memleketlerine dönenlere bu yaz da şu satırlarla seslenmek istiyorum:
Yüce Yaratan milyarlarca yıl önce evreni, dünyayı, kısacası insanoğlunun aklının aldığı ve almadığı her şeyi yarattı.
Yaratılan koca dünyada ise cennet vatan Türkiye’yi yurt edinen Türk milletinin, düşman eli değmemiş, Anadolu’nun göz bebeğinde Çapanoğullarının attığı ilk tohumla “Yozgat”ı.
Yozgat, diyarı vatan, diyarı cennet, diyarı Bozok, diyarı her şey…
Yozgat, güzeller güzeli Sürmeli gelin…
Yozgat, yiğit civan delikanlı Çapanoğlu…
Yozgat medeniyetlerin buluştuğu şehir, diyarı medeniyet: Yozgat!
Medeniyetler doğuran kent, tam bir tarih başkenti.
5 bin sene öncesinin dahi izlerini taşıyan, el değmemiş nadide bir çiçek.
Her yaprağında farklı bir koku, duruşunda farklı bir gizem hakim.
1071’de Anadolu’nun kapılarını bir hamlede açan Alparslan’dan öncesinin de derin izlerini taşıyan efsane şehir.
İyisiyle kötüsüyle, eksikleriyle fazlasıyla, hasedi fesadı, alimi zalimi, tekelcisi paylaşımcısı, varlıksı varlıksızı ile ille de vatan ille de Yozgat!
Dilimin döndüğü kadarıyla dahi anlatamayacağım işte böyle bir şehre,
Gurbetten sılaya gönüller akıp gelmeye başladı.
Siyah beyaz yıllarda kontaplaktan yapılma bavulla göçüp giden gönüller bir yaz günü daha sılay-ı rahime yolculuk ediyor.
Eskiden bir giden aradan en az 5 yıl geçmeden gelemezdi; ardına dahi bakamadan bırakıp gittiği memleketine, sevdiklerinin yanına.
Gurbet öylesine acı, gurbet öylesine gaddardı ki paranın da, teknolojinin de olmadığı yıllarda.
Yozgat’ta hangi kapıyı çalsanız mutlaka bir gurbetçisi vardır gevur ellerinde.
Gönlünün bir parçasını gurbetle paylaşmak zorunda kalan nice analar, nice yarenler, yarlar, kardeşler var memleketimizde.
Ekmek davasına, göç dünyasında ikinci bir göçü kaderine yazdıran sıla hasretli yürekler bu yaz yine memleketlerine dönmek üzereler.
Bir çoğu yabancı plakalı, afili, cilalı arabaları ile geliveriyorlar memleketlerine.
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Eskisi gibi gurbet hasreti pranga vurmasa da gönüllere, yine de en azından mezardakine hürmeten geliniveriyor memlekete.
Yakın zamanda bu ziyaretlerin de ardı kesilecek belli ama, yine de gurbettekileri memleketlerinde görmek taaa siyah beyaz yıllardaki göç ettiriyor beni.
Yaz aylarında nerede bir gurbetçi görsem beliriverir hayalimde;
Ekmek davasına yaşanan göç hikayeleri.
Boynuzuna kaderini bağladığı bir çift öküz, babadan kalka bir çorak toprağın satışıyla ucu ucuna karşılandı göçün masrafları.
Kara trenin tesisi o yıllarda ayrılığı haykırırdı kulakları yırtarcasına. Ah o kara trenler ah…
Mızrak misali saplansa da, acısı dağlasa da yedi düveli gözyaşını yüreğine akıtıp gitti o yılların insanları.
Bu günde göçüyor insanoğlu, bu günde ekmek mücadelesine bir yerlerde.
Göç’ün adı değişmedi hep aynı kaldı.
Ama gelişen teknoloji, haberleşmede sınır tanımayan gelişme hasretliği bir nebze olsun dindiriyor gibi.
Belki de bu yüzden gurbetçilerin ilk durağı memleket toprağından önce tatil kentleri oluyor, güneş ve kumsalı olan.
Eskisi gibi köy havası tat vermiyor hasret dolu kalplere.
Her şeye rağmen gittiği gün gibi memleketine aşık olanlar da var elbette.
İşte o aşkla Yozgat’a gelenler bu gün buradalar, memleketindeler.
Anadolu’da yıllardır yaz, gurbet mevsimidir.
Gurbetten gelip sılaya kavuşanların ve hala gurbet hasreti ile çarpan kalplerin mevsimi.
Gurbet mevsiminde gurbetçi akını bu yıl biraz daha fazla gibi.
Her geçen gün şehrimizdeki yabancı plakalı otomobil sayısı artıyor. Cennet vatanın cennet parçası şehri Yozgat’ta bir yaz daha geçirecek, hasret giderecekler hoş geldiniz.
Sılayı Rahimde geçireceğiniz her günün gün kadar güzel olmasını dilerken, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in şu dizelerini sizlerle paylaşmak istiyorum:
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
YOZGAT RÜZGARI
AK KAN!..
Cenazede, düğünde, bayramda, seyranda insanları yalnız bırakmıyorlar.AK KAN!..
Bir yerde toplumu ilgilendiren bir olay olduğunda gerek siyaseten gerekse isteyerek, hangi amaçla olursa olunsun bulunmayı,
İnsanların o anını paylaşmayı adet edinmiş bir siyasi parti Ak Parti!
Bana göre bir siyasi partide olması gereken de bu.
Elbette ki her olaya, her ana, her organizasyona yetişmek mümkün değil.
Hiç olmazsa toplumsal olaylara vakıf olmak, örnek olmak gerekir.
Tıpkı kan bağışında bulunmak gibi.
Ak Parti Milletvekili Yusuf Başer,
Ak Parti İl Başkanı Fahri Açıkgöz,
Ak Parti İl Genel Meclisi Üyeleri ve bazı partililer, önceki gün kan bağışında bulundular.
Ben deyim ki gönüllü,
Siz deyin ki gösteriş için,
Kim ne derse desin, yapılan hareket doğru mu doğru.
Ak Partililerin bu hareketi hiç aklında olmadığı halde bir kişiyi dahi kan vermeye yöneltse bana göre yapılan iş kârdandır.
Ki, Ak Partililerin kanıyla Kızılay’ın kan bağışına ayrıca bir destek sağlandı mı sağlandı.
O halde bu gün Ak Kan, yarın da başka kan olsun!
Bence teşekküre değer, sağolsunlar, var olsun topluma örnek oldukları için.