Osmanlı Devletinde ‘Bozok’ denilen ve aşağı yukarı bugünkü Yozgat toprakları içinde alan sancak (vilayet) Sivas Beylerinin (eyaletinin) sekiz sancağından biriydi. Tanzimattan sonra ise Ankara vilayetinin beş sancağından biri olmuştur. Üç kazası vardı. Cumhuriyet devrinde sancaklara (mutasarrıflara) vilayet-il denilince Yozgat vilayet oldu.
İlin asıl adı “Bozok” olup zamanla “Yozgat” olarak değiştirilmiştir. Oğuzların Bozok koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte yöre “Bozok” ismiyle anılmaya başlanmıştır. 1800’lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra “Yozgat” adı da telaffuz edilerek kullanılmaya başlanmıştır.
Bir başka rivayete göre Aşiret Reisi Ömer Cabbar (Çapanoğlu) Ağa’nın yüzü çopurdu. Bu yüzden kendisine Çopur veya Çapar Koca derlerdi. Söylentiye göre Cabbar Ağa sürülerini bir yoz günü yaylıkta otlatırken karşısına Hızır (A.S) çıkar ve davar sahibi Cabbar Ağa’dan içmek için süt ister. Güler yüzlü Ömer Ağa hem misafirine ikramda kusur etmeyerek gönül hoşluğu ile sütü ikram eder.
Hızır Aleyhisselam sütü içtikten sonra çok memnun olur ve Cabbar Ağaya “Çaparoğlu yozuna yoz katılsın, memleketinin adı yoz-kent olsun!” diyor. Bunu söyleyerek kayboluyor. Zamanla Yoz-Kent söylene söylene Yozgat halini alıyor. Bu efsane halen bölgede anlatılmaktadır.
İkinci dönem Kütahya Mebusu Cemil Bey tarafından verilen bir takrir ile Yozgat ismi “Bozok” olarak değiştirilmiştir. Daha sonra 23 haziran 1527 yılında Bozok Mebusu Süleyman Sırrı Bey ve arkadaşlarının verdiği bir takrir ile Bozok adı tekrar Yozgat olarak değiştirilmiştir.,
ÇAPANOĞULLARI DÖNEMİ
Çapanoğulları, devlet tarafından Bozok bölgesinin asayişini sağlamak, ve vergilerini toplamak üzere görevlendirilmiş bir ayan kişidir. Ataları Koca Ömer ağa ancak Çapanoğullarının Bozok’a hakim olması onun oğlu Ahmet Ağa ile mümkün olmuştur. Ahmet Ağa asayişi temin etmek ve vergileri toplamada başarılı olunca devlet sorumluluğu tamamen ona vermiştir.
Yozgat köyünün yavaş yavaş kasaba halini aldığı dükkanların, camilerin yapıldığı bu dönemde tarih 1730’lu yıllardır. İstanbul’dan gelen paşalık unvanıyla Sivas’a vali tayin edilir. Daha sonra da idam fermanı gelir Ahmet Paşa kellesi bal dolu bir keseyle götürülür. Bozok karışır, asayiş bozulur devreye oğlu Mustafa Bey girer. Yozgat’ın şehir hüviyetine bürünmesi işte bu dönemde rastlar. Mustafa Bey’in 1779 yılında yaptırdığı Çapanoğlu Camii bugün dahi Anadolu’nun en güzel camileri arasındadır. Biri size sonra akıbetinin babası gibi olacağı, öldürülebileceği korkusuyla huzur kaçar. Mustafa Bey’in korktuğu başına gelir güvendiği 40 has adamına tüfek talimi yaptırırken onlar tarafından vurulur.
Bey korktuğuna oğlu Süleyman Bey oturur. Yozgat’ın altın döneminde Süleyman Beyin imzası vardır. 1794 de ağabeyinin saray, Arnavut kaldırımlar, büyük bahçeli evler, konaklar onun döneminde yapılır.
1813 yılında Süleyman Bey’in ölümünden sonra Bozok’ da ki etkinlikleri kalmayan Çapanoğullarının tarihimizde yeniden siyasi olaylar içerisinde görünmesi Çapanoğulları ve Yozgat isyanı olarak tarihe geçen hadise siyasi otorite boşluğu söz konusudur ve devlete olan bağlılık ön plandadır.
1920 yılında Milli Mücadeleyi uğraştıran olayların başında gelen orta Anadolu’da ki karışıklık ve isyan hadiselerinin tamamını “Çapanoğlu isyanı veya Yozgat isyanı” gibi tanımlarla ele almak yanlıştır. Zira bu olaylar Yozgat’ın ve Çapanoğullarını dışında başlamış olaylardır. Yozgat bölgesini etkileyen isyan ve karışıklıklar 14 Mayıs 1920 yılında Sivas’a bağlı Yenihan da postacı Nazım ve Çerkez Kara Mustafa adlı şahısların Kaman köyünü basmalarıyla başlamış ve Çamlıbel, Zile ve Boğazlıyan’ı işgal edip kendilerine karşı koyan askeri birlikleri bozguna uğratmaklarıyla yayılarak tehlikeli bir hal almışlardır.
Çapanoğullarının doğrudan Milli Mücadeleye düşman oldukları söylenir, çünkü Yozgat’ta kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin üyeleri arasında Celal ve Edip Beylerde vardır. Çapanoğullarına karşı bir tavır almaya sevk eden nedenlerin başında Milli Mücadeleyi yine bir İttihat Terakki hareketi olarak değerlendirmeleri vardır. Daha sonra Çapanoğulları Ankara’ya karşı olan soğukluklarını açıkça ortaya koymaktan çekinmediler. Ankara’da toplanacak Millet Meclisi içinde milletvekili göndermesine karşı çıktılar ve bu görüşmelerini bir telgrafla Heyet-i Temsiliye’ye ilettiler. Onlara göre Ankara’da yeni bir meclisin açılması padişaha karşı ayaklanma manasına gelmekteydi…
(Devamı Var)