Sürmeli’ye Ermeni iftirasını atanlara bakın şu dörtlük nede güzel cevap veriyor.
Hem de yüreklice:
“Beri gel, beri gel beni seni yemem
 Saklarım sırrını ellere demem
 Cenneti alaya ben sensiz girmem
 Cehennem narında bile yanarım”
“Cehrilikte demet yapsam güllerden
 Bir yudumcuk su içsem ağ ellerden
 Şekerpınar düşmeyesin dillerden
 Sürmelime söz atanı Sürmeli!...”
“Bu sevginin tezahürü olan Yozgat Sürmelileri yaşanmış bir öykünün getirdiği bir sevda, hatta bir kara sevda türküsüdür. Sürmeli gözlü sevgiliye getirdiği bir hitaptır. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara, kara sevdalara başlangıç olur, kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar ve ağızlardan Sürmelinin sözleri olarak dökülür. Bu gönüllerdeki destan ve sevda Türkiye’mize mal olmuştur”
Eğitimci araştırmacı yazar Yılmaz Göksoy hocamın Sürmeli konusunda görüşleri şöyledir.
“Bozok Yaylası’nda kudretten Sürmeli yağız bir delikanlı sürülerini otlatır. Elinde kavalı, sırtında sazı, asırlık çamların dibine oturur, yanık yanık kavalını çalar, bazen de tezenesini sazının tellerine dokundururken gönlünün sultanının düşünürmüş. Ahu gözlü, ay yüzlü, al yanaklı, sultanın güzelliği dillere destan olmuş, yaylanın her tarafında söylenirmiş.
Ne var ki kız babası inat mı inat. Söz dinlemez biriymiş. Sultanı ister istemesine de baba ‘heye’ der mi? Üzüntüsünden sürüsünü yozan Sürmeli Bey, Beş çamların altını kendine mesken tutar, dertli dertli kavalını üfler, sazını çalarmış. Günlerden bir gün, ne görsün, Sultan karşısına geçmiş içini şöyle dökmüş.
 “Aşılmaz dağları, aştım da geldim
 Pembe gül içinde seçtim de geldim
 Kağıtta yazılmış elbişim gibi
 Boyumu boyuna ölçtüm de geldim”
Bunun üzerine Sürmeli Bey’de
“Şu dağın ardında koyun güderim
 Ağlama sevdiğim benim kaderim
 Anadan babadan yoğmuş fayda
 Dut elimden kömür gözlüm gidelim”
Teklifinde bulunur. Teklif karşısında Sultan;
“Gel yârim seninle bir kavledelim
 Kavilden karardan dönmemesine
 İkimiz bir dala yuva yapalım
 Başka daldan dala konmamasına”
Şartını ileri sürer. Sürmeli Bey’de bu şarta karşı;
“Yozgat’ın bülbülü Çamlıkta öter
  Selamı Kimya olmuş burnumda tüter
 Ellerin çiçeği allı yeşilli
Benim mor menevşem solmuş neyleyim?”
Sözleriyle üzüntüsünü ve teklifini samimi olduğunu dile getirmiştir. Samimiyeti gören Sultan;
“Yozgat pınarında yudum elimi
 Gurbete gönderdim nazlı yârimi
 Sürmelim giderse bende giderim
 Sürmelim uğruna bir gam ederim”
Sözleriyle bir cefaya katlanacağını kabul eder. Ne yazık ki karşılıklı söyleşilerden sonra oturup kavil kurarlar “Bizi bu dünyada birbirimize yar etmezler, bari ahrette buluşalım” derler.
“Çamlığın ardında yeşil yosunlar
 Yosunun içinde beni yusunlar
 İkimiz bir kabre koysunlar
 Şu şunun derdinden ölmüş(desinler)
Dizilerini bir çam kütüğüne yazıp birlikte ecel şerbetini içerler”
Sayın Yılmaz Göksoy hocamızın Sürmeli yorumu da işte böyledir.