Hangi ırmakta, hangi çayda balık yakalayabiliyoruz söylermisiniz.. Ya bir fabrika atığı, ya bir kanalizasyon atığı, ya da bir ev veya ahır atığı ile hepsini kirlendiriyoruz.
Tekrar bu sularla suladığımız meyveleri sebzeleri tüketiyor, aynı su kenarlarına pikniğe gidiyoruz.
Acaba bunları kirletmek zorundamıyız.
Yoksa basit arıtma istasyonları ile doğaya ve çevreye zarar vermeden, rengarenk balıkları katletmeden, etrafındaki yeşillikleri koruyarak kazanacağımız neşe ve keyifle yaşantımızı sürdürebiliriz.
Çocukluğumda 10 metre yakınından 1 metre derinlikteki Eğriöz Çayının içinde oynayan balıkları seyrederdim.
Çeşit çeşit kuşları, seslerinden uyuyamadığımız böcekleri izlerdik. Her ağaçta bir kuş yuvası, doğal üreme alanları, sulak ve bol yiyecekli ortamlarını görürdük
Hangi tedbirle tekrar o bereket günlerini kazanabiliriz bilmiyorum ama o hayvanların çoğunun belki de nesli tükenmiştir.
Bilinçsiz kullanılan tarım ilaçları, sorumsuz kesilen ağaçlar, acımasız atıklar ve alkollü beyinler..
Kendi kültürümüzden ne kadar uzaklaşırsak doğamızı o kadar zor durumlara düşürüyoruz.
Alacağımız ürünü altın yumurtlayan tavuk hikayesindeki gibi kaldırmayı planlarsak, sarhoş kafaların ormanları mangal uğruna yok etmesine izin verirsek, eline tüfek alanı dağa salarsak, akarsuların herkesin çöplüğü olduğuna inanırsak dünyamız elden gidiyor demektir.
Alcı’nın, Esenli’nin yeşilliğinin Şahmuratlı’nın bağlarına nem ve yağmur kaynağı olduğunu, Kodallı’nın bostanlarının Emirhan’ın çobanlarına tedbir olduğunu, her köyün bir birine zarar vermeden çalışma yarışı içinde olduklarını izlerdik.. tüm canlıları ve yeşili korumak Allah’ın emri, insanlığın gereğidir. Bu hisler ahlak ve adalet duygularımızı geliştirir, aksi ise ruhumuzu, vicdanımızı köreltir.
Daha kötüye gitmeden yeşili sevip koruyalım. Kendimizin ve diğer canlıların mutluğu için.
Saygılarımla..