ÇOCUKTUK ‘Yerli malı Türkün malı herkes onu kullanmalı’ diye hep bir ağızdan söylediğimiz bu sloganı söylediğimizde...  
Elma, kış armudu, havuç, ayva, yerelması bu topraklarda yetişen meyvelerdi. Portakal, mandalina, muz, nar ülkemizin farklı yörelerinde yetişen meyveler olarak, sınıfımızdaki sıralarımızı süsleyen meyvelerdi... 
Ahırdaki ineğimiz, koyunumuz, keçimizden sağılan taze süt, mahalle çeşmesinden doldurduğumuz su, sulandırılmış pekmez içeceğimiz olurdu... 
Anamızın, yerli tohumla yetiştirilen buğdayın öğütülmesiyle elde edilen undan yaptığı bazlama başlıca yiyeceğimizdi...
Aslında söze 'nerede o eski günler!' diye başlamak gerekirdi ama çok klasik olduğundan artık başka söylemlere ihtiyaç var. Dünde kalan, unutulan 'Yerli Malı Haftası' etkinlikleri gibi. Aralık ayının ilk haftasında kutlanılan 'Yerli Malı Haftası' etkinliklerini neden yapmıyoruz/yapamıyoruz? Yerli üretimimiz kalmadığından olabilir mi?..
 Yozgat'ta bu yıl elma dallarını kırıyordu. Bir çok çiftçi elmayı getirip, eşine dostuna dağıttı. Birçok çiftçi, dalı silkeleyip dibine düşen elmaları hayvanlara yedirdi veya gübre niyetine olduğu yerde bıraktı. Ayvanın durumu da aynı. Meyvemiz var. Ama meyvecilik yok oldu. Üretim ve üretilenin ekonomiye kazandırılmasına yönelik adımlar yok oldu. Çiftçi 'perişan' olduğunu söylüyor. Girdi maliyetlerinden yakınıyor. Peki daldaki meyveyi toplayıp, pazara getirip satmıyor? Veya meyve fabrikalarına teslim etmiyor? Yanıtı bildik. Çünkü, elma dalından toplandığında bir maliyet biniyor. Bu maliyetler alt alta toplandığında ortaya çıkan maliyet, pazara sunulduğunda önerilen fiyatla örtüşmüyor. Dalında bırakmak daha karlı geliyor...