Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciası tüm ülkeyi yasa boğmuştur.. Kaybedilen insanımızın çokluğu acının daha da derinleşmesine vesile olmuştur.
Malum olduğu gibi geçen ay Soma da bir şiir etkinliğimiz vardı. O bölgeyi gezmiştik. Şirin güzel bir ilçe olarak gördük. Sevmiştik Soma’yı ve Somalıları…
Evvelsi gün akşam haberlerini dinlerken Soma da meydana gelen faciayı duyunca üzüntüye boğulduk. Ocaktan sağ çıkanlarla sevinirken ölüm haberlerinin gelmeye başlaması ile de kahrolduk.. Dün bizzat Başbakanın ağzından yapılan açıklama ile ölü sayısının 238 olarak açıklanması hepimizi üzdü. Bu sayının artmasından endişe ediliyor.
İki gün boyunca Soma kömür ocağı önünden yapılan yayınlar ve Soma Devlet Hastanesi önünde toplanan işçi yakınlarının endişeli bekleyişleri bizleri de etkiliyor, üzüyor. Sevinçte ve tasada bir olmak düşüncesiyle kardeşlik duygularıyla sahiplendiğimiz bu olay tüm Türkiye de derin bir üzüntü yaratmış ve devletimiz tarafından da 3 günlük milli yas ilan edilmiştir.
İktidar ve muhalefetiyle birlikte olmak ve insanımızın acısını paylaşmak milli bir görev olsa gerekir. Kazaları ve olayları bahane edip devlete millete yetkililere saldırmak çözüm yolu olamaz. Her olayın altında bir suçlu aramak ve hemen saldırıya geçmek insanlığa da sığmaz. Şüphesiz ki ihmaller olabilir, tedbir alınmamış da olunabilir bu konuda soruşturma açılacak ihmali olanlar varsa cezalandırılacaktır.
Kaderi ve alın yazısını inkar etmek mümkün olmadığına göre bazen ilahi adalete sığınmak ve dua etmek de gerekiyor. Çünkü dua inanların silahı ve sabır aracıdır. Mutlaka kazadan önce tedbirlerin alınması şarttır. Tedbiri elden bırakamayız. Ancak her şeye rağmen tüm tedbirleri almış olsak bile takdiri ilahiden kaçamazsınız. Nitelik yaşanan felaketler bunu gösteriyor.
Tedbirin alınması konusunda düşüncelerimiz ortak. Tedbir alınmalı, ihmali söz konusu olanlar varsa mutlaka cezalandırılmalıdır. Deprem, yangın kaza gibi felaketlerde feveran edip isyan etmek inançlı insanlara yakışmaz. Sabırla olayları karşılamak gerekir. Devlete düşen görev ise acilen yaraları sarıp vatandaşına el uzatmaktır..
Bu emekçi kardeşlerimizin ailelerine yardım edilmeli, borçları silinmeli ve belirli bir tazminat sözü verilmelidir. Kolay değil ateş düştüğü yeri yakıyor. Onların acısını derinden hissetmiş olsak bile ateşin düştüğü evler kadar acı duymuş olamayız.
Bu olayda en az üç- beş bin insanımız etkilendi, bir şekilde kimisi babasını, kimisi eşini, kimi kardeşini kimi de bir yakınını kaybetmiş oldu. Böyle bir acıya yürek dayanmaz Allah korusun kimin başına gelse ocağına ateş düşmüş olur. Sabretmek bile büyük bir çaba gerektirir ki bu kolay değildir.
Sözün özü şu: ülkemiz bir felaketle karşı karşıya kalmıştır., Bu kardeşlerimizin acısını paylaşmak, maddi ve manevi desteğimizi esirgememek insani görevimizdir. Hepimize düşen görevler vardır.. Orada bulunamadık ama yüreğimiz hep onlarla birlikte oldu. Ağlayan annemizle ağladık, feryat eden hanım kardeşimizle feryat ettik yüreğimizi dağladık…
Artık sözün bittiği yerdeyiz. El birliği ile acıları paylaşmak, onlara destek olmak ve acılarını içimizde hissetmek gerekiyor. Dua etmek, maddi ve manevi destek olmak da dahil her konuda yanlarında olduğumuzu bildirmeliyiz. Gördük ki hemen bölücüler devreye girip olay çıkarmanın peşinde oldular. Bunların amacı acıları paylaşmak değil Türkiye’yi bir ateş çemberinin içerisine çekmektir. Bu hainlere asla prim verilmemelidir. Fitneciler, fesatçılar ve millet düşmanı hainler devrede olabilir. Bölücü bu hainlere papuç bırakamayız….
Bir an önce ölü sağ maden ocağında kalan kardeşlerimiz çıkarılmalı. Cenazeleri ailelerine teslim edilmeli. Kaybettiğimiz vatandaşlarımıza bir tazminat bedeli tesbit edilip bu bizzat devlet tarafından ödenmelidir. Aileleri perişan olan işçilerimiz olabilir, varsa bunların borçları silinmeli gelecekleri garanti altına alınmalıdır. Onlara devletle birlikte hepimiz el uzatmalıyız.