Kontrolsüz güç, güç değildir.” sloganı bir reklamda kullanılmıştı ve çok hoşuma gitmişti.
Can alıp, can vermeye, “Tez şahadet getire, kellesi alına...” demeye muktedir olan Padişahlar bile birer fani olduklarını, günün birinde geldikleri toprağa geri döneceklerini unutmamak ve unutturmamak için bahşiş verir, sarayın etrafında “Gururlanma Padişahım senden büyük Allah var.” diye bağıran adamlar gezdirirlermiş.
Hayat terazisinin bir kefesi ağır bastığında, diğer tarafa ağırlık konularak denge bulunmaya çalışılır.
Bugünlerde Hükümet var ama muhalefet maalesef yok…
Satranç oyununda olduğu gibi Hükümettekiler boyuna hamle yapıyor ancak karşısında muhalefet sadece savunma yapmak ile yetiniyor.
Oysaki herkes iyi bilir ki, en iyi savunma şekli saldırmaktır, harekete geçmektir. Zira harekette her zaman bereket vardır.
Gücün kullanılması adına, başta bulunanlar da tahammül edemediğim, içime sindiremediğim iki konudan ilki mahkûm, gecekondu gibi bilumum aflardır. İkincisi ise bedelli askerliktir.
Hak etmediği bir mal veya hizmeti ele geçirerek hak sahibini mağdur eden, bir yakınızın canını alan, gasp, ırza geçme, tecavüz gibi kişi ya da kişilere karşı işlenen bir suçu, bir başkası yani Devlet affediyor. Olacak şey mi bu?
Bu zulüm değil de nedir?
En son af olarak hatırladığım meşhur “Rahşan affı” vardı ondan sonra bir girişim olmadı…
Bugünlerde ortalığı kasıp kavuran konu ise “Bedelli”… Hani şu 30 yaşında 30 bin liraya terhis belgesi elde edilmesi konusu. Doğaldır ki konu hakkında yüzlerce espri üretiliyor. Bir kaçını sizler ile paylaşmak istiyorum:
“Her fakir, asker doğar.”
“Nasılsın asker? Cevap: Vadaaaaa”
“Vatan, sana param feda!”
“Bedelli yaz, 3030’ a gönder, terhis belgesi cebine gelsin…” ve daha neler, neler.
Şimdi diyeceksiniz ki: “Zaten askerliğini yapmak istemeyenlerin aldıkları ‘Çürük’ raporlarına harcayacakları para kadarını Devlet alacak. Hem de alacakları parayı, gazilere, şehit ailelerine, özürlülere sosyal yardım şeklinde iade edecekler. Bir nev’i çağdaş Robin Hood’ luk değil mi?”
Evet, haklısınız ama şu anda toplumumuzda yaşanan infial, gazi ve şehitlerin genelde orta ve dar gelirli bölgelerden, yerleşim yerlerinden çıkıyor. Bu da Anayasanın eşitlik ilkesine uygun değil…
Yani bu konuda da “Parası olan düdüğü çalar.” teranesi, belki siyah beyaz tek televizyonun, radyonun en yaygın olduğu devirler için geçerli olabilirdi.
Ne var ki internetin, cep telefonlarının, onlarca televizyon ve gazetenin olduğu çağımızda artık tepkiler bir anda çığ gibi büyüyebilir, Mısır, Libya, İtalya, Yunanistan’ da olduğu gibi birilerinin gitmesine, başkalarının gelmesine aniden neden olabilir.