Anadolu da soğuk kış günlerinin vazgeçilmezi, akşam karanlığında idare lambasıyla aydınlanan köy odaları vardı.
Öyle sıcak sohbetler yaşanırdı ki lezzetine doyum olmazdı. Bu mekânlar da oturmanın da bir adabı, erkânı vardı. Herkes gönüllerdeki yerini iyi bilir, oturma düzeni de kendiliğinden oluşurdu.
Başköşeye de saygıyı en fazla hak eden kişileri oturturlardı. Başköşeye oturan kişinin sohbeti dinlenir üzerine laf düşenler olursa o zaman söze katılırlardı. Bu sohbetlerde kov, gıybet ya da kibirlenmek olmazdı. İnsanın yüreğini ısıtan bu sohbetler gece geç saatlere kadar devam eder. Hiç kimse laf olsun diye konuşmaz, her konu önemli mesajlar içerirdi. Köy odasıyla alakalı aklımda kalan ise odanın başköşesinde oturan Yetmiş yaşlarında bir ihtiyardı. Başında sarığı, ağarmış sakalı birde göğsünün üzerinde taşıdığı madalyasıyla Seyfullah dedeyi anımsıyorum.
Seyfullah dede Köyümüzde tanıdığım iki gaziden biriydi. O konuşurken kimseden ses çıkmaz herkes onu can kulağıyla dinlerdi. Çocuk olmama rağmen babam beni de odaya götürür kapı ağzında uslu bir çocuk olarak dinlerdim. Anlattığı cephe anıları bana masal gibi gelirdi. Kimi zaman heyecanlanır, kimi zaman da duygulanarak biz bunca çileyi bu yavrular için çektik diyerek o duygulu bakışlarıyla sohbetine beni de dâhil eder gibiydi. Ne mutlu senin dedene ki onların ardından Fatiha okuyacak birileri var diyor gözleri doluyordu. Yıllar sonra bu kahraman Gazinin hayatını araştırdığım da ise birçok bilinmeyenleriyle hayrete düşüyordum.
O gazi 12 yıl birçok cephede kahramanca savaşmış yaptığı kahramanlıkların haddi, hesabı yoktu. Rus cephesinde bulundurduğu sırada yedinde bulunan Askerleri’nin mühimmatı bitince mevziden kıpırdayamaz duruma gelmişlerdi. Askerlerinin canlarını kurtarmak için kendini feda ediyordu.
Büyük bir tepenin etrafını sürünerek dolanmış bir tek mermisi bile olmayan mavzer tüfeğiyle Rus makineli tüfeğini ele geçirmiş kendi silahlarıyla üzerine ateş edildiğini gören Rus Askerleri mevzilerindeki silah, mühimmat, erzak ne varsa arkalarına bile bakmadan kaçıyorlardı. Ele geçirdiği bu mevzilere silah arkadaşlarını yerleştirdi.
Günlerce aç kalan asker Rus mevziindeki yiyecekleri görünce bayram ediyorlardı.
Askerlerden bazılarının elindeki pastırmayı fark eden bir arkadaşı bu pastırma domuz etinden yapılmış olabilir diye uyardı. Günlerdir aç oldukları halde herkes elindeki pastırmaları yere atmakla kalmayıp yediklerini de kusarak çıkarmaya çalışıyorlardı. Seyfullah çavuşun yaptığı bu kahramanlık Komutanı Cemil Cahit Toydemir tarafından Başgedikli rütbesi ve madalyayla onurlandırıyordu.
Daha sonra bu madalyayı Irak cephesinde bir dereden geçerken düşürmüştü. Doğu cephesinde görevini başarıyla tamamlayan birliği batı cephesine görevlendiriliyordu. Yunan askerlerinin İç Anadolu’ya ilerleyişini durdurmak için doğu cephesinden Ankara’ya Tirenle sevkiyat yapılıyordu.Tiren Balışeyh İstasyonunda durmuş 2 gün orada bekleneceği duyuruluyordu Bu haber üzerine Balışeyh halkı cepheye sevk edilen bu askerler için seferber oluyor kazanlar dolusu yemekler pişirip çörekler yapıyor sıcak, sıcak ikram ediyorlardı. Askerler cami avlulusuna doldurulmuş buradan kimsenin ayrılmasına izin verilmiyordu.
Bir kadın burada bulunan askerin içine dalarak kuzusunu kaybetmiş koyun gibi tek, tek Askerlerin yüzlerine bakıyordu. Birden Seyfullah çavuşun üzerine doğru yürüdü. Herkes pür dikkat kadına bakıyor kime sarılacak diye meraklı gözlerle bekliyordu. Seyfullah çavuşun yanına vardı iki yakasından tutarak” Asker senin adın Seyfullah mı?” diye sordu. Seyfullah çavuş şaşkın bir halde evet dedi. Kadın sen beni bilmezsin oğlum ben senin teyzenim sen benim Fatma bacımın oğlusun dedi. Hiç görmediği teyzesi yüzlerce asker arasında yeğenini nasıl tanıyabilmişti buna kendisi dahi inanamadı.
1. İnönü, 2. İnönü muharebesinde Astsubay olarak görev alarak zaferin sevincini yaşamış, Kurtuluş Yunanlılara karşı verilen mücadelede isimsiz kahramanlar arasında o da vardı. İşleğen köyünden Hüseyin hoca lakabıyla bilinen Hüseyin çavuş cephe anılarını anlatırken bende onun birliğindeydim onun kahramanlığı anlatılmaz yaşanır diyor ekliyordu; Seyfullah başçavuşu iki kez toprak altından çıkardığını söylüyordu. O Askerleriyle birlikte göğüs göğse çarpışmalara katılır, düşman Askerine nasıl korku saldığını anlatıyordu.
Yunan askerlerini Afyona kadar geriletmeyi başarmışlar fakat düzenli birlik olmadığından bölük pörçük birliklerle savunma yapılıyor buda başarıyı zorlaştırıyordu. Mevzide bekleyen askerler gece nöbetleşe uyuyor, her hangi bir hareketlenmede anında silahlara sarılıyorlardı. Seyfullah başçavuş düşman mevzisinden gözünü ayırmıyordu.
Bir gün sabaha karşı elinde bakaçla (Dürbün) araziyi gözden geçiriyordu. Birden gözüne Tarla sınırının yüksekliği dikkatini çekti. Hava yeni, yeni aydınlanıyordu bu sınırın ardında düşman askeri olabileceğini tahmin ediyor tekrar, tekrar bakıyordu. Daha sonra gördüğü sınır değil de sürünerek kendilerine yaklaşan düşman Askeri olduğunu fark edip birliğine taarruza hazır olmaları emirini verdi. 25 metre kadar yaklaşan yunan askeri baskın yapmak isterken Türk Askerinin kurşunlarına hedef olmaktan kurtulamadılar.
Geriden gelen birlikleri ise kaçmaya başladı.
Afyon da başlayan kovalamaca Dağ, taş demeden 12 gün devam etti.
İzmir’in Kurtuluşunu müjdeleyen o muhteşem merasim de Atatürk’le birlikte halkı selamlayanları arasında oda vardı. Doğu cephesinde yitirdiği madalyasının ikincisini İzmir de göğsüne takıyor, kahraman gazi olarak Tarih sayfalarında yerini alıyordu. Bu madalya ona nesiller boyu yaşayacak bir nam bırakacak, “ŞEREFLİ“Soyadına mazhar olacaktı”.
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Atatürk devrimleri bir, bir gerçekleşiyordu.
Kanunu” kabul edilmiş. Bu kanuna göre, her Türk kendi adından başka ailesinin ortak olarak kullanacağı bir soyadı alacaktır. Meclisten çıkan bu kanun İl Valiliklerine bildirilmiş, zamanın Yozgat Valisi Bekir Sami Bey(Baran BARAN) Yozgat'tan Sorgun’a giderken İnceçayır köyüne de uğradı. Köylülerle kısa süreli sohbetten sonra bu köyde yeni Türkçeyi bilen kimse var’ım Diye sordu.
Köylüler de on iki yıl askerlik yapmış Başçavuş Seyfullah Efendi var diye cevapladı.
Köylülerden biri isterseniz hemen çağırayım Sayın Valim dedi. Vali bey: Hayır siz bana evini gösterin yeter öyle değerli bir gazinin ayağına gitmek gerek diyerek köylülerle birlikte evinin yolunu tuttular. Çatal kapı önünde toplanan ahaliyi evinin penceresinden gören Gazi hemen dışarı çıktı.
Köylülerden birisi gaziye yaklaşarak gelen kişinin Yozgat Valisi olduğunu fısıldadı.
Hemen üstüne başına çeki düzen vererek kafasındaki sarığı koltuğunun altına sıkıştırıp Vali beyin karşısında esasduruş vaziyeti aldı gür bir sesle 3. Ordu 9.Kolordu 51 Tümen 240.Alay Başgediklilerinden İbrahim oğlu Seyfullah emrediniz Sayın Valim diyerek tekmil verdi. Vali bey estağfurullah sayın gazim rahat olunuz sebebi ziyaretim emir vermek değil ricada bulunmaktır diyordu.
Evine davet etti fakat çok kalabalık olduğundan bir köy odasında konuşsak daha iyi olacak diyerek odaya geçildi. Komutanının kimlerdi sorusuna Cemil Cahit Toydemir Bey efendidir Sayın Valim diyerek yanıtladı.
Cemil Bey Vali beyinde çok yakinen tanıdığı hatta Mustafa Kemal Mondros Silah bırakışmasından sonra 5. Kafkas Tümeni Komutanlığı'na atanarak Anadolu'ya geçtiği sırada. Salih Paşa ve Heyet-i Temsiliyle adına Mustafa Kemal Paşa, Aşharuva Rauf ve Kunduh Bey’ler arasında yapılan "Amasya Görüşmeleri" Cemil Cahit Bey'in evinde yapılmıştı. O görüşmede bende vardım diyerek Cemil beyin kahramanlıklarını konuştular.
Vali bey gaziye yeni Türkçeyi bilip bilmediğini sordu oda hem okuyor hem de yazabiliyorum Sayın Valim diye yanıtladı.
Vali Bey ayağa kalkarak köylülere şunları nakletti. Bilindiği üzeredir ki yeni bir cumhuriyet kuruldu halkımızın müreffeh olması içinde TBMM tarafından çok önemli kararlar alınmakta bizlerden de bu kararın uygulanması emredilmektedir. Son alınan karar ise şöyledir “soyadı kanunu” Mecliste kabul edildi. Alınan bu karar her Aile bir soyada sahip olacak, bunun şartları da görevli memurlarımızca sizlere anlatılacaktır. Köyünüzde ilk soyadını değerli gazimiz eğer kabul ederse ben vermek isterim. Türklük soyadınız madalyanızdan da anlaşılacağı üzere Şerefli olsun. Bunun yanında bu kahraman gazinin köyünüze muhtar olmasını istiyorum eğer itirazı olan varsa şimdi söylesin sonrasında bir sıkıntı vuku bulursa biliniz ki beni karşınızda bulursunuz diyerek uyarıda bulundu. Köy halkı ise Vali beyin bu emrini alkışlarıyla tasdik ediyordu. Köylüden beklediği cevabı alan Vali Bey memnuniyetini ifade ederek ayrıldı. Köylülerinin soyadlarının belirlenmesinde de o yetkilendirildi.Hiçbir zaman evliliği düşünmediği halde Dişli köyünden Şehit eşi Kıymet hanımla nikâhlandılar. Ne var ki hiçbir zaman gerçek anlamda karı, koca olamadılar bu sebepten de Evlat hasretiyle yalnız ömrü değil soyu da tükeniyordu.
Onun çocuk özlemini çok iyi bilen oda sahibi Emrullah kâhya ilk torunu dünyaya gelince iki günlük bebeği kucağına alarak odaya getirdi ve odanın başköşesinde oturan gazinin kucağına verdi. Seyfullah dedesi bu benim ilk torunum adını senin koymanı istiyorum, İnşallah o da senin gibi bir kahraman olur dedi. İhtiyar çocuğu kucağına aldı öpmek istiyor fakat sakalı nazik tenine değerde uyanır endişesiyle öpmeye bile kıyamıyordu.Gül goncasını koklar gibi burnuna yaklaştırıyor derin, derin kokluyordu. Sonrada kısık bir sesle kulağına eğilerek ezan okudu “adın Cemil olsun” dedi. Herkes duygulanmış kimseden çıt çıkmıyordu Sessizliği yine Seyfullah dede bozdu. Cemil Cahit Toydemir benim komutanımın ismiydi, hep ahit etmiştim eğer bir oğlum olursa onun adını vereceğim diye ama Allah bize o sevinci nasip etmedi, hiç değilse o kahramanın adı bu sabi de yaşasın bende ahdimi yerine getirmiş olayım dedi.
Emrullah kâhya keşke kendi adını verseydin sende onun gibi kahraman birisin dedi.
İhtiyar Gazi yok oğul yok onların kahramanlığının yanında bizim esememiz bile okunmaz “çobansız sürü Ya Kurda yem olur ya da Kuş’a” bu Vatan onların sayesinde kurtuldu bizler sadece verilen emirleri yerine getirdik diyordu.
1311 Yılında Osmanlı neferi olarak dünyaya gelen İbrahim Oğlu Seyfullah, 1973 Yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Gazi Seyfullah ŞEREFLİ olarak hayata veda ediyordu.
Not: Seyfullah dede hani köy odasında gözlerime bakarak, bizim ardımızdan bir Fatiha bile okuyacak kimsemiz kalmayacak diyordun ya. Senin bu hikâyeni bilen herkes seni öz dedesi bilecek ve Fatihalarını eksik etmeyecektir.
Kaynak: İnceçayır Köyü Emrullah KANDEMİR, İbrahim ŞEREFLİ, Mehmet ŞEREFLİ, Hacı KARADUMAN, Zöhre KARACA .
Derleyen: Osman KARACA