Sizlere bu yazımı yoğun bir koşuşturma, iş yoğunluğu içerisinde yazabiliyorum. Gönlüm istiyor ki daha geniş bir zaman diliminde ince eleyip sık dokuyarak bir şeyler kaleme alıyım ancak şimdilik bu pekte mümkün görünmüyor ve elimden geldiğince bunu da yapmaya çalışıyorum. Farklı bir yazı kaleme almak isterken karşılaştıklarım, izlediklerim bu yazıyı yazmama vesile oldu.
Gün geçmiyor ki ortaya bir polemik atılmasın, bir iddia, bir kısır döngü yaşanmasın. Televizyonu açın, elinize ulusal bir gazete alın gördükleriniz bu millete saldırıdan ibaret oluyor genellikle. Ya bu milletin kültürüyle dalga geçiliyor, ya da zaten böyle bir milletin varlığının olmadığı tartışılıyor hepiniz izliyor görüyorsunuz işte.
Yasin Aktay’ın sözlerinin yankıları, tartışmaları sürerken ve televizyonlarda bu tartışmalara yeni yüzler eklenmişken ben hiç de “Türk vardır!” polemik ve tartışmalarına girmeyeceğim. Descartes’in “Düşünüyorum, öyleyse varım” dediği gibi çağlar açtım, çağlar ördüm, fetihlerim oldu, sedler, kalın duvarlar çekildi önüme, emperyalizmle savaştım, dilim, kültürüm, türkülerim var öyleyse varım.
Benim kendi halıma, kilimime işlediğim motiflerim bile diğerlerinden ayrı ve ben asırlardır bozkırlarda kır atımı sulayarak serhat boylarına at sürdüm. İspata gerek yok, ispatı çok, bir yazıya sığacak şeyler değil güneş balçıkla sıvanabilir mi? Ekranlarda dinlediklerimiz ve izlediklerimiz, bu söylemleri ve bu iddiaları boş yere ortaya atmıyorlar, bunlar onların ağzından yanlışlıkla çıkan sözcükler de değil. Bir konferansta, ya da açık oturumda konuşurken kimse hazırlıksız çıkmaz, en azından söyleyeceklerini düşünür tartar.
Türk milleti ile ilgili ortaya atılan iddia ve söylemler bu milleti itibarsızlaştırmak olsa da özellikle işi ırki boyuta çekmelerinde ben başka bir kasıt arıyorum ve diyorum ki bu söylemlerin bir amacı da Türk milletinin fertlerindeki mensubiyet duygusunu, milli kimlik duygusunu, algısını ırki boyuta çekebilmek, ırkçılık boyutuna taşımak, bin yıldır beraber yaşama kararlılığı göstermiş aziz milletimizi ayrıştırarak, ırka, kavime, boy ve soya ayırmak istemektir.
Yıllardır beceremedikleri Türk-Kürt çatışmasını başlatarak ülkeyi ve memleketi bölmek, terör örgütü ile kürt halkını ayrı tutan aziz milletimize kin ve nefret aşılama, hatta Hrant Dink cinayeti benzeri kirli oyunlara teşvik çalışmasıdır. Ortaya bu söylemleri, bu tartışmaları atanlar isteyerek ya da istemeyerek bu oyunların bir parçası, bir halkası konumundadırlar ve tarih bunların hepsini bir kenara not almaktadır.     
Bizlere yani Türk Gençliğine düşen ise bütün oyunları bozmak, memleketimize, kültürel değerlerimize, insanımıza sahip çıkmaktır. Kısır çekişme ve döngülerin, kör tartışmaların içerisine girmeden ceddimizin yaptığı gibi ilimde, bilimde, kültürde, sporda dünyaya yön verebilecek, yeniden bir medeniyet tasavvuru oluşturabilecek milli şuura, milli ahlaka sahip olmamız gerekiyor ve varlığımızı bir kez daha göstermemiz gerekiyor.
Hiçbir zaman ırki olarak bakmadığımız, ırkçılık boyutuna çekmediğimiz, ancak birileri gibi inkar da etmediğimiz dünyanın en şerefli, en saygın, merhamet ve adalet tahtını hiçbir millete kaptırmamış dünyada ki milletler ailesinin her zaman saygın ve köklü bir üyesi olan Yüce Türk Milletinin asil evlatları olarak Bilge Kağan’ın taşa yazdıklarından kutlu yola çıkarak, Mustafa Kemal’in işaret etmiş olduğu muasır medeniyetler seviyesine erişebilmek için var gücümüzün de ötesinde çalışmalıyız. Asırlardan günümüze kadar getirdiğimiz kültürümüz, öz değerlerimiz ve birikimlerimize sahip çıkmalıyız.
En önemlisi yarın çocuklarımız 2013’lü yıllarda Türk diye bir ırk yoktur, sentezdir, karışımdır tartışmaları yaşanmış bu doğrumudur sorusu yöneltildiğinde onlara anlatacak Türk tarihi bilmeliyiz. Dede korkut masallarını bilmeli, destanlarımızı anlatabilmeliyiz. Türklük bayrağını zirvelere dikmenin yarışı içinde olmalıyız. “Milli mücadele döneminde Türk ve Türklük kavramı kullanılmamıştır” diyenlere karşı  “Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Hududu Yoktur” diyen Atatürk’ün parolasını işaret almalıyız. Bütün bunları yapabilmemiz, becerebilmemiz için yine Mustafa Kemal’in ifadesiyle “Hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!” Muhtaç olduğumuz kudret ve güç ise damarlarımızda ki asil kanda mevcuttur “Ne Mutlu Türküm Diyene” hoşçakalın…