Rahip mezarlıktaki işini bitirmek üzereydi . O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam : "Onu ne kadar çok sevdim ." diyerek çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı . Yaşlı adamın yaşlı sesi törenin asil sessizliğini bozmuştu . Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuslardı , utanç içindeydiler . Yetişkin çocukları alı al moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar : "Tamam , baba . Seni anlıyoruz ."Yaşlı adam gözlerini dikmiş kazılan mezara yavaş yavaş inen tabuta bakıyordu ... Rahip törene devam etti . Törenin sonunda , aile bireylerini ölüm töreninin kapanışı olarak tabutun üstüne toprak atmaya çağırdı . Yaşlı adam hariç hepsi sırayla toprak attılar . Yaşlı adam hala : "Onu ne kadar çok sevdim" diye sesli sesli konuşuyordu . Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler , ama o devam etti , "Onu sevmiştim !" Kalabalık mezarlığı terk etmeye hazırlanırken , yaşlı adam gitmemekte direniyordu . Gözlerini mezara dikmiş bakıyordu . Rahip yaklaştı : "Kendinizi nasıl hissettiğinizi biliyorum , ama gitme zamanı geldi . Buradan ayrılmalı ve kendimizi hayatın akışına bırakmalıyız." dedi . Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha "Onu ne kadar çok sevdim ."diyerek söylendi . "Beni anlamıyorsunuz ," dedi rahibe "ama ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim." Zil çalmadığı sürece zil değildir . Şarkı söylenmediği sürece şarkı değildir .
    Sevgi gönlümüzde tutsak olsun diye yaratılmamıştır .
    Sevgi insanlara verdiğiniz sürece sevgidir ...
YOLUMUZDAKİ ENGELLER
    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
    Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
    Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.
    Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı .. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde .."Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
    Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
    "Her engel, yaşam koşullarınızı daha
    iyileştirecek bir fırsattır .."
    Hayata Farklı Bir Bakış Açısı
    Amerika'da bir adam lotodan bir milyon dolar kazanıyor,
    arabasına giderken bir bayan kızının çok ağır, ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve beş yüz bin dolar bulamazsa yarın kızının öleceğini söylüyor.
    Adam hiç düşünmeden parasının beş yüz bin dolarını veriyor.
    Ertesi gün bu olaya şahit olan biri, adama o parayı verdiği bayanın bir dolandırıcı olduğunu ve onu kandırdığını söylüyor. (adam gerçekten de kandırılmış)
    Bu konuşmanın sonunda adam sadece gülüyor, Bu duruma barmen oldukça şaşırıyor.    -Nasıl olur, kadın seni kandırdı hiç mi üzülmedin?
    Barmenin aldığı cevap ilginçtir:
    Benim sevincim yarın ölecek bir kızın olmaması!
MUTLULUK BORCU
    Adam genç kadına seslendi; “Bana bir mutluluk borcun var”.
Genç kadın sordu; “Nasıl ödeyebilirim?” Adamın gözleri güldü;
    “Haydi gülümse” Gülümsedi genç kadın. Adam cebinden cebinden mendilini çıkartıp borcunu sildi ve cebine koydu. İKi tane gül vardı genç kadının elinde. İKisi de bahar kokuyordu. Biri ilkbahar diğeri güz.. bAdam seslendi yine; “Bana mutluluk borcun var”. Genç kadın biraz mahçup, biraz şaşkın sordu; “Nasıl ödeyebilirim?”.
    Adam heyecanla; “Haydi yat dizlerime”. Dedi Genç kadın bir kedi uysallığı ile yattı adamın dizlerine usulca. Adam şevkatle kadının saçlarını okşamaya başladı. Saçları güneşe ve yağmura hasret,hiç yaşanmamış baharlara benziyordu. Çaresizliğini ördü sıra sıra.. Sonra saçının her teline mutlulukçığlıklarını bağladı adam..Yetmedi, gizli düğümler attı!.. Ağladı..
    Hava kararmak üzereydi, dışarıda yağmur yağıyordu. Adam sürekli borç defterini kurcalıyordu. Genç kadının gözlerinin içine baktı; “Bana yürek borcun var”. Borcunun bilincindeydi sanki genç kadın, şaşırmadı. “Bunu nasıl ödeyebilirim?” Adam kollarını uzattı; “Haydi tut ellerimi”. Gül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
    Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi borcu avuçlarının içinde. Genç kadın gidiyordu.. Adam son kez seslendi; “Bana can borcun var”. Kadın irkildi, “Canmı?” Sigarasından derin bir nefes çekti genç adam. “Evet, evet can borcun var, çünkü sensizlik öldürüyor beni”. Sözler hoşuna gitmişti kadının. “Peki bunu nasıl tahsil edeceksiniz?” Adam biraz yaklaştı; “Yum gözlerini”. Masumca bir öpücük kondurdu kadının titreyen, ince dudaklarına. “Bu ne şimdi?” diyerek çattı kaşlarını genç kadın. Adam, pişmanlıkla, mutluluk arasında gidip geldi, kekeledi. “Hayat Öpücüğü”. Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı. Adam şaşırdı; “Ya senin yaptığın neydi?”. Genç kadın kapıya yöneldi.
    “Veda öpücüğü”. Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik ve bir de kırmızı gülleri masanın üzerine bırakıp gitti genç kadın.
    Adam koştu peşinden, gülleri geri verdi kadına; “Ne olur iyi bak umut çiçeklerime solmasınlar”