Bundan tam 14 yıl önceydi...
Bir Salı sabahı.
Belki de hayatımın en zor ve uzun gecesinin ardından doğan güneşle herşeyin güzel olması için dua ettiğim bir Salı sabahı...
Sabah 07,45'de telefonun acı acı çalmasıyla yataktan fırladım. Daha bir saat önce uzandığım yataktan.
Ablam, kardeşim ve ben önce birbirimize baktık, hangimiz telefonun açacak diye. ilk hamleyi ben yaptım, karşımda yarı ağlamaklı yarı sakin olma gayreti içerisinde bir tanıdık.
'Hemen hastaneye gelin...' dedi ve telefonu kapattı.
Nasıl evden çıktığımızı, o yolu nasıl yürüdüğümüzü halen hatırlamıyorum, tek bildiğim en uzun mesafeyi yürüdüm, yürüdüm bitmedi...
Bacaklarımın dermansızlığını iliklerimde hissettim. Takatım yok, nefesimi toparlayamıyorum, en kötüsüde yüreğimin acısını beyin damarlarımdan, tırnak uçlarıma kadar hissediyor olmamdı heralde.
Beynim, herşey bitti desede, yüreğim hep itiraz halinde bir şans diyordu, son bir şans hadi acele et...
Hastane ile evimizin arası hızlı adımlarla on dakika bile değil ama inanın sanki bir asır yürüdüm yine de bitmedi o yol, bitmek bilmedi.
Benim için değil, ablam ve Ferda için de aynı şeyler geçerliydi eminim. Çünkü, tam hatırlayamasamda birimiz, dişlerinin arasından 'Bitmedi yol...' dedi ve sustu, sesizliğe gömdü tekrar üçümüzü...
Aslında dedim gibi, hepimiz başımıza geleni tahmin ediyor ama bir türlü yüreğimize söz dinletemiyorduk, akıl ve yürek arasında git geller yaşarken, yaklaştık hastaneye...
Daha içeriye girmeden, günümü, dünyamı karartan cümleyi, şimdi hatırlayamadığım bir hastane personeli söyledi, 'Başınız sağolsun...Anneniz vefat etti...' Ne kadar kolay söylemişti, dünyamızı karartan o cümleyi...
Evet o an, sadece günüm değil dünyamında karardığını ve bir daha güneşin o eski ihtişamıyla doğmayacağı günlerin de başlangıcı oldu...
Hiç bir şey eskisi gibi olmadı, hiç bir şeyin tadı eski tadında olmadı.
Tabi güldüm, eğlendim, yedim, içtim, yaşadım 14 yıldır ama hiç bir şey aynı olmadı. Kahkalarım bile yarım, hiç bir şeyde aynı zevk yoktu o günden sonra.
Belki bir çoğunuza afaki, yada abartı gelebilir ama inanın 09 Mart 1999 benim miladım oldu.
Hayatımın dönüm noktası, herşeyin kötü, herşeyin olumsuz geldiği günlerin de başlangıcı... İnsanların nankörlüğünü, hayatın acımasızlığını annemsiz daha ağır yaşadım sanki...
O gündün sonra kimseyi yürekten sevmedim, çünkü sevdiğim birini kaybetmenin acısını taaaaa iliklerimde hissettim, halada hissediyorum. Bu yüzden sevip kaybetmektense sevmemek için elimden geleni yaptım.
Belki yanlıştı bu düşüncem ama olsun, böyle bir acıya bir daha dayanamaz ve bir daha toparlanamazdım bundan eminim.
Annemin, ölümü ile değişen hayatımı bir daha toparlayamadığım gibi...
6 ay güneş yüzü görmedim, gece yaşadım gündüz uyudum, tek yaptığım sigara içmek, susmak, ağlamak içinde evin en kuytu köşesini aramaktı.
Daha önce güldüğüm komikliklere, eskisi gibi gülemedim. Hayatın hiç bir zevkini yaşayamadım.
Annemin yaptığı yemeklerin tadını bir daha hiç bir yemekte tadamadım. En lüks lokantalarda, en hamarat ev hanımlarından da yesem yemeği aynı lezzeti bir daha hiç bulumadım.
Hayatta her şeyin bir gün biteceği düşüncesinden, insanların fani ve bir gün toprakla buluşacağı düşüncesinden hiç kurtulamadım.
Hayatımın dengesini kabettiğim o gün, etrafımdaki insanları hiç çok sevmedim, sevemedim. Sevdiğimde ise hep bir sıkıntı çıkartıp etrafımdan uzaklaştırdım. Onlardan önce ben gittim, çünkü ben bir gidişe daha dayanacak gücü kendimde bulamadım.
O gün bugündür değişmeyen düşüncelerimle yaşadım 14 yılı...
Geçenlerde bir arkadaş bana acımı tarif etmemi istediğinde hiç düşünmeden şu cümleler döküldü ağzımdan, 'O gün, o kara gün kalbime bedenimin yüz katı ağırlığında bir taş bağlandı ve o gün bugün o taş her an aşağı doğru çekiliyor. Yani kısaca kalbim acıyor, başka hiç bir şey değil...'
İşte benim ile birlikte iki kardeşim daha aynı acıyı, aynı tatsız hayatı yaşıyor 14 yıldır.
6 yaşında kaybettiği anneannesini unutmamak için her an onun cümleleriyle hayata tutunan yiğenim Burak, hiç görmediği anneannesine mektuplar yazarak bir gün ulaştıracağını düşünen Gülhayat gibi, umudumuz olmasa da acımızla yaşıyoruz...
Biz hiç unutmadık,annem seni, belki istediğin gibi bir hayat yaşamıyoruz ama biz hala seni çok seviyor ve özlemle anıyoruz...
Mekanın cennettir İnşallah, rabbim bizden çok sevdi ki seni erkenden aldı...
En azından çok değer verdiğin insanların gerçek yüzünü görmeden gittin. Bu yüzden belki de en şanslımız sendin annem, bize bu acıyı yaşattın ama en azından sen üzülmedin... Herkesi sandığın gibi onlarıda iyi insanlar olarak gömdün yüreğinde....
Ne deyim, işte hayatımın dönüm noktası ve sonrası özetle böyle, daha ne kadar yaşarım bilmem de bildiğim tekşey acım hiç bitmeyecek ve ben annemi hiç unutmayacağım.
Hep kalbimin, en büyük ve en güzel yerinde annem ve annemin sevgisi olacak....
Annem gibi bir insan olamasamda onun vicdanını, merhametini hep yaşatmaya çalışacağım.
Bu yüzden annesi olmayanlara sabır dilerken, annesi olanlara da annelerinden bir öpücük almalarını tavsiye ediyorum. Çünkü ben bu anlık mutluluk için ömrümün tümünü feda edebilirdim, annemi bir kez daha öpmek için hayatımı verebilirdim.... Geç olmadan yapın lütfen.