Dikkat ediyor musunuz? Yediğimiz, içtiğimiz gıdalardan tat alamaz duruma geldik. Valla tadımız, tuzumuz kalmadı. Yaşam standardı zorlaşıyor Her geçen gün hayatın sıkıntıları ağırlaşıyor. Hayat çilesi insanı yaşanmaz hale getiriyor. Umutsuzluklar artıyor.
    Soframıza gelen ekmeğin mücadelesi hırçınlaşıyor. Kurtlar sofrasında paylaşım azalıyor. İnsanoğlu'nun hırsları da artıyor. Daha çok kazanma, daha çok şeye sahip olma, mal-mülk sahibi olma hırsı insanı hırçınlaştırıyor. Çok kazanabilme hırsı ile insanlar çeşitli yollara başvuruyorlar. Yasal ya da yasal olmayan yollardan para kazanmanın hırsına giriyorlar.
Toprak aynı toprak, kazanç aynı kazanç, ancak insanlar arttıkça karın doyurma, mal-mülk sahibi olma hırsı insanı yeni yöntemlere, yeni metotlara itiyor.
    Ne yazık ki toprağın verimi azalıyor, ticari alan daralıyor ve kaynaklarımız da her geçen gün tükeniyor.Ya da yeni kaynak bulmada sıkıntılar yaşıyoruz.
     Tarım, Ziraat, Sanayi, Ticaret, Hayvancılık gibi belirgin iş alanlarının paylaşımı arttıkça İnsanoğlu'nun yeni tedbirler alması, yeni çözümler üretmesi gündeme geliyor.
    İnsanoğlu çevresini ve doğayı hoyratça kullanıp, doğal kaynakları tüketiyor. İnsanoğlunun kara kara düşündüğü dönemleri yaşıyoruz. Toprağın  ciğerini çıkarmışız, sanayi dalları çoğalmış ancak artan insan nüfusu karşısında kaynaklar ve  alınan tedbirler çözümsüz hale gelmiş. Doğal zenginliği tüketmişiz, tüketmeye de devam ediyoruz.Yeni yeni zenginlikler üretmeniz gerekiyor.
    Uzun lafın kısası yaşam zorlaşmış, hayat çekilmez  hale gelmiş, ekmek kazanmak da çetrefilleşmiş..
    Ekmek aslanın ağzında, ya da ekmek aslanın midesinde diyenlerimiz var. Kurtlar sofrasından ekmek alabilmenin zor olduğunu herkes görüyor. Paylaşım bitince  ne yazık ki, insanoğlu azgınlaşmaya başlamış. Kurtlar sofrası her geçin gün azgınlaşıyor! Mücadele kızışıyor.Bu böyle devam etmeli mi? Tabii ki hayır.
   Ekmek kazanmak zorlaştı  bu doğru, ancak yanlış olan bir şeyler var. Hayatı güzelleştireceğimiz yerde çirkinleştiriyoruz. Yaşamı mutlu kılacağımız yerde hayatı çekilmez hale getiriyoruz. Çünkü paylaşımı istemiyoruz. Bencilleşmişiz, çıkarcı bir toplum haline gelmişiz. Sonuç mu? İnsanoğlunun gözünü bir avuç toprak doldurur gerçeğini unutmuşuz. 
     Çok kazanma hırsı insan sağlığını bozmuş. Başlangıçta ifade ettiğimiz gibi yediğimiz şeylerden de  tat alamaz hale gelmişiz. Gıdaların tadı tuzu kalmamış. Niye? Çünkü aç gözlü hale gelmişiz ve gıdaların genleriyle oynuyoruz. Doğallığımızı kaybettik
    Doğal yaşam tadımız değişti. Doğal gıdaları hormonlu hale getirip insan sağlığı ile oynamayı marifet sayıyoruz.Ben para kazanayım da insan sağlığı hiç önemli değil!. Yeterki adam para kazansın, zengin olsun…
 Katkısız mal üretemez olduk. Ekmeğe bile katkı maddesi kullanıyoruz. Bu katkı maddelerinin insan sağlığını tehdit ettiğini de çok iyi biliyorsunuz. Sadece kışın değil, artık yazın ürettiğimiz sebzelerde de hormon ve katkı maddesi var. Yediğiniz sebzenin, meyvenin bir tadını alabiliyor musunuz?
      Sonuç ortada  tatsız-tuzsuz  bir hayat!...Ve tatsız tuzsuz bir sebze-meyve üretimi ile karşı karşıyasınız..
    Tatsız-tuzsuz olsun, hadi ona da varız diye bilirsiniz. Fakat bir de sağlığınız tehdit altında ise o zaman iş değişiyor.
    Bunları biz ifade ediyor değiliz. Dünya sağlık örgütü uyarıyor. Kendinizi ne kadar korursanız koruyun sağlıksız gıdalardan arınamıyorsunuz. Köylünün malı bitmiş. Doğal üretim yapan yok. Etinden sütüne, meyvesinden sebzesine, kuru gıdadan ekmeğe, her ürüne katkı maddesi ilave eder olmuşuz. Her şeyin hilesini biliyoruz artık.Güven de kalmamış, itimatta…
        Sonuç; insan sağlığı tehdit altında!
    Başta kanser  hastalığı dâhil olmak üzere yüzlerce hastalıkla, karşı karşıyasınız! Hastalıklı ve hormonlu bu yiyecekler den kurtulmanın tek yolu var, yiyeceğinizi, içeceğinizi, her şeyi kendiniz üretmek! Buna imkân var mı? Ne bileyim belki olabilir...
    Ne yazık ki, ekmek kazanma, para kazanma, mal-mülk edinme hırsı uğruna kendi sağlığımızla oynuyoruz. 
    Neslimizi yok etmeye başladık.  Hem de bunu hiç acımadan ve  gözümüzü kırpmadan yapıyoruz. Kendi ellerimizle içinde yaşadığımız dünyayı çekilmez hale getirmişiz.
    Bu  nereye kadar devam edecek onu kestirmek zor.