Hani bazen hayatın stresinden, zorluklarından ve kalabalığından bunalır da kaçmak isteriz ya her şeyden, etrafımızda kimsenin olmadığı, deniz, güneş ve dalga sesleriyle baş başa olabilmek istediğimiz anlar; işte ben o anlardan birini yaşıyorum bu akşam.
Uzun zamandır olmadığım kadar yalnız, mutlu ve umutluyum. Hayaller kuruyorum geleceğe dair; yalnızlıktan uzak hayaller. Yanımda sen varsın bu sakin akşamda, ellerin ellerimde, bakışlarımız kenetli.
Denizin maviliği, güneşin kızıllığı ve aşkımız var
Bu günbatımının koynunda.
Ben sana dair öyküler yazarken sen geliyorsun yanıma.
Elinde bir fincan demli çay ve sohbetimiz demli çay kıvamında. İpeksi dokunuşlarla okşuyorsun saçlarımı ve gülümseyerek okuyorsun sana dair yazdıklarımı.
Çayımı soğutmamam konusunda uyarıyorsun beni; aslında derdin bakışlarımın sana yönelmesi.
Gözlerinin derinliklerinde kaybolup gitmemi izlemek hoşuna gidiyor belki de ve sende benim derinliğimde kaybolmayı istiyorsun.
Tenin tenime değdiğinde irkilerek bakıyorsun gözlerime ve tenimin soğukluğundan endişe duyarak bir yelek getirip bırakıyorsun omuzlarımın üzerine.
Başımı çevirip sana baktığımda gözlerimdeki minneti görmek istiyorsun belki de; yanımda oluşunun minnettarlığını bir yenisinin eklendiğini görmek hoşuna gidiyor.
Tam karşımdaki sandalyeye oturup beni izlemeye koyuluyorsun; ne olur kalk oradan konsantremi bozuyorsun.
Sana bakarken yazamıyorum seni; seni yazmak değil yaşamak geliyor içinden.
Gözlerinin derinliğini anlatacak kelime bulamıyorum ama o derinlikte yitip gitmeyi seviyorum.
Gülümsemeni tarif edecek kelime yok lügatte ama o gülümsemeyi görmeyi seviyorum.