Yazıma başlarken, Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bildiğiniz gibi on bir ayın sultanı Ramazan ayını tekrar idrak ediyoruz.
Nefsin sabırla imtihan edildiği bu mübarek ayın, Ağustos sıcaklarına denk geliyor olması oruç tutanları bir hayli yoruyor.
Ramazan ayına gireli birkaç gün olmasına rağmen insanların çoğu barut gibi, dokunsanız patlayacaklar.
Sıcaklar, su ihtiyacı, oruçta aç kalınan saatin uzunluğuna bir de günlük hayatın stresi ve yorgunluğu eklendiğinde, ortaya bu tablo çıkıyor...
Lakin bunu bir alışkanlık haline getirenler de var.
"Bana dokunmayın, oruçluyum. Sigara içemiyorum çok gerginim" gibi bahaneler üretip, gerginliklerini her ortamda uluorta yaşayan ve yaşatanlara bir hayli kızıyorum.
Bu şekilde davrananlar oruç tutmuyorlar, oruç onları tutuyor desek daha doğru olur.
Oruç tutmak sadece aç veya susuz kalmak değildir, sanırım bunu sizler de biliyorsunuz.
Neyse, ben Ramazan ayının başka bir yönünden bahsedecektim ama konuyu oruçtan açtık.
Bu mübarek ayın özellikle ruhani atmosferini çok seviyorum.
Faziletleri bakımından ele alındığında, unutulanların hatırlandığı bu güzel atmosfer, muhtaç olan insanların daha fazla ilgi gördüğü bir ay olması nedeniyle herzaman ön plana çıkmıştır.
Bu nedenlerden dolayı çok sayıda ihtiyaç sahibi büyük umutlarla on bir ayın sultanını bekliyor...
Özellikle son yıllarda Ramazan ayının bu güzel atmofserinin, insanların kişisel çıkarları uğruna kullandıkları bir yarışa dönüştüğünü üzülerek izliyorum.
Muhtaç olana yardım ederken bunu bir şova dönüştüren kişi veya kurumlar, “Bak ben de ihtiyacı olana kucak açtım, ekmek verdim” diye haykırırcasına hareketlerde bulunarak, bu güzel atmosferin üzerinde dolaşan ruhani havayı kırıp dağıtıyorlar.
Toplum olarak, tabir yerindeyse “Kaş yaparken göz çıkarmayı” çok iyi beceriyoruz.
Öyle ki, bundan yıllar önce yapılan kömür, gıda vesaire gibi yardımları, insanlar rencide olmasınlar diye vaktiyle haber yapmama kararı bile almıştık.
Eline bir poşet oyuncak alan hayırseverler çocuk yuvasının yolunu tutyorlar, ardından da gazetelere haber veriyorlardı.
Oysa çocukları sevindirirken bir yandan da onları mahcup ettiklerini hiç düşünmüyorlardı.
İşte gazeteciliğin farklı yanlarından birisi de budur. Olaylara daha geniş perspektiften bakıyorsunuz ve görülmeyeni, göz ardı edileni görüyorsunuz...
Vaktiyle bu konuda yaptığımız ikazlar yerini buldu, yardımların şova dönüştürülmesi kısmen de olsa azaldı ama bu mübarek ay geldiğinde çoğu insan eski alışkanlıklarını hatırlıyorlar...
Dikkat etmek gerek.
İhtiyaç sahiplerini rencide etmeden yardımlarımızı yapalım. İhtiyaç sahiplerine bu mübarek ayın faziletlerinden faydalanmaları için ve bu ayı daha huzlu idrak etmeleri için elimizden geleni yapalım ama bunu yaparken de dikkat edelim.
Karşımızdakilerin de insan olduğunu unutmayalım.
Tekrar hayırlı Ramazanlar diliyorum...