Medine’de kaldığımız günlerde ilk mescid olarak peygamber efendimiz ve ashabı tarafından yapılan ve şu an Mescidi Nebi ortasında kalan mekanda yani “Ravza” da namaz kılabilmek için mücadele ediyoruz. Namaz sonrası Bab-ı selam kapısından geçip peygamberimizi selamlayarak yürümek çok hoşumuza gidiyor ve bize zevk veriyor, menavi haz alıyoruz.
Namazı Mescidin uygun yerinde kullanıyorum. İnsanları çiğneyerek geçmek, müslümanlara eziyet etmek işime gelmiyor. Namaz sonrası Ravza’ya geçeyim, iki rekat namazımı kılayım, benim aracılığımla selam gönderenlerin selamını söyleyim.
Sonrada peygamber efendimizi, Hz. Ebu Bekir’i ve Hz. Ömer’i selamlayarak geçeyim diye düşünüyorum. Yatsı namazı olduğu için zamanım çok, sabaha kadar zamanım var diyorum.
Bab-ı Selam kapısı ve Ravza çevresi tıklım tıklım dolu. Onları çiğneyerek geçmek, insanlara eziyet etmek işime gelmediği için biraz bekliyorum.
Kalabalık sakinleyince ve saflarda izlemek için yer açılınca ilerlemeye başlıyorum. Ravza çevresi hınca hınç dolu, kalabalık bir o yana yatıyor, bir bu yana... İnsan kalabalığı denizin dalgası gibi itişip-kakışmaya fırsat vermemek için sakin alanları tercih etmeye çalışıyorum.
Ravza’ya girdiğimde namaz kılmayı bırakın, ayak basacak yer bulmakta zorlandığımı görüyorum ve biraz oturup sıramı bekliyorum.
Görevliler Ravza’yı boşaltıp sırayı bize devredince cenentin kapısı açılmış gibi hissedip dalıyoruz içeri... İki rekat namaz kılacağım, dua edeceğim ve bendeki emanet selamları dile getireceğimi görevim ve sorumluluğum ağır biliyorum.
Ravza’da ellerini yüzüne kapayıp hüngür hüngür ağlayanları görünce bir hayli duygulanıyorum. Ağlamamak ne mümkün yürekmi dayanır bu güzel duyguya... “Ağla yüreğim” diyorum...
Ağla, hatta hiç susma, sesin göklere yükselsin ve feryadını melekler duysun... O yüçe yaradana halini arz etsinler!.. Gözyaşları sel olmuş, gözde ağlayor, gönül de ağlıyor... Peygamber makamındasınız, ön tarafta peygamber mescidinin mihrabı duruyor, yanda efendimizin eve ve kabri heyecandan kalbimiz duracak gibi oluyor. Sizi biri yakalamış da kuş misali kalbimiz yerinden çıkacak gibi çarpıyor.
İki rekat namaz sonrası dualarımıza göz yaşlarımı da katarak uzunca bir dua yapıyorum.
Sonra benimle selam gönderen dostlarımın selamını arz ediyorum. Annemi-babamı-kardeşlerimi-çocuklarımı, arkadaşlarımı v selam yollayan dostlarımı bir bir sayıp onların selamını peygamber efendimize ve yüce mevlaya arz etmeye çalışıyorum selamları bende kalmasın istiyorum.
“Ya Rasullullah, Ya Nebi buyur ettin geldik. Davetine icabet ettik, vefatımdan sonra beni ziyaret edenler, beni sağlığımda ziyaret etmiş gibidirer buyurdun, bu buyruğu duyduk da geldik!” diyoruz. Dualarımıza ağıtlarımızı gözyaşlarını katıyoruz. Çevrede o kadar çok yakaran, o kadar çok ağlayan var ki sanki kuzuların feryadına çığlığına dönüşmüş gibi dualar, feryatlar...
Dualarımın arasına Yozgatlıları, Yozgatlı müminleri, Çapanoğlu Cami cemaatini, Yozgatlı aşıkları ve ozanlarıda katıp onlarında selamını dile getiriyorum! Ya Rasullullah Yozgatlı müminleri selamı var, Çapanoğlu cemaatinin selamı var, Yozgatlı Aşıkların-şairlerin selamı var!” diyorum. Manevi coşku iliklerime-damarlarıma kadar işliyor, bir yandanda o heyecanla titriyorum.
Her ülkeden, her cinsten, her ırktan, her dilden insan var. Hac dönemi olduğu için bu çeşniyi, bu kalabalığı yaşıyorsunuz. Gözler her şeyi anlatıyor, yürekler aynı duyguyla çarpıyor, heyecan doruklar da, manevi hava sizi sarmış sımsıcak duyguyla göklere meleklere karışıyorsunuz... O havayı anlamak zor, o manevi coşkuyu anlatacak kelime boulmakta zor. Dua sonrası peygamber efendimizi selamlarken huzurda kalmak orada çivilenmiş gibi durmak istiyorum. Ama ne mümkün kalabalık beni bir sel akıntısı gibi alıp çıkış kapısını götürüyor.
Gözümüzde, gönlümüzde orada takılı kalıyor. “Ya rasullah sana doyamadım, yarın yine geleceğim” diyerek ayrılıyorsunuz. Bab-ı selamın çıkış kapısından.
Yeşil Kubbenin ön kısmında Afganlılar toplanmış istişare yapıyorlar. Onları dinliyorum ama lisanlarını anlamadığım için gülümseyerek selamlayıp geçiyorum. Mescidin çevresi halen kalabalık, akın akın insan selamlama kapısından geçip peygamberimizi selamlamak için kuyruğa giriyorlar.
Mescidin temizliğini yapan görevliler halim-selim çouklar. Orta yaşlı genç Bangaldeşliler, Afganlı, Pakistanlı, gençler bunlar. Asgari ücretle çalıştıkları için hacılar bunlara sadaka verip bahşişte bulunuyorlar. Dilenmeleri yook, efendi, halim-selim tavırları ile dikkatinizi çekiyor...
Medine sesiz, Medine sakin, Medine olgun insanların mekanı, Medine halen Peygamber Efendimise hürmet gösteriyor, onun güzel ahlakını, onun olgun tavrını ve insani yönünü yansıtıyor. Medine’de Peygamber mescidine takılıp kalıyorsunuz, bu hoş bu güzel mekandan ayrılmak ne mümkün?