“Allah rızası için bu kapının önüne taş koyarak sürekli açık tutmayın. Kapının otomatik kapatma motorunu temir ettirmekten bıktım artık.”
Benim çok sevdiğim bir sözüm var. Her konferansımda mutlaka söylerim ve açıklamasını da yaparım:
“Haklı olmayı değil, mutlu olmayı tercih edelim.”
Adamların ikisi de kendi cephelerinden haklılardı ama, camideki cemaat ikiye, hatta üçe bölünmüş (kararsızlar veya duyarsızlar), mırıldanmalar başlamış, cami huzuru da yavaş yavaş kanatlanmaya başlamıştı. Zira sesli sesli konuşarak anlatma ve anlaşma imkanı da yoktu.
Birinci kişinin, iyi niyetle kapıyı açmasına rağmen, ikinci kişinin bunu iptal etmesinin sebebini iyice düşünmesi gerekirdi. Acaba benim bilmediğim bir durum mu var diye düşünmeliydi. Ortada ona inat yapılacak veya onun yaptığı iyiliği iptal ettirecek bir durum yoktu.
Peki, hemen on, on beş dakikada motor yanar mıydı? Orası belli olmaz, motorun daha önceden ne kadar yara aldığına bağlıydı. Hemen o anda yanmasa bile, daha sonra yanması için süreç hızlandırılmış olacaktı.
Efendimizin çok güzel ve anlamlı bir hadis-i şerifi vardır. Tam buradaki çıkmaza ilaç olabilecek türden:
 “Herhangi bir konu hakkında, en ince ayrıntısına kadar bilgi sahibi olmadan, o konu hakkında kesin bir hüküm vermeyiniz.”
Bir insanın her zaman, her yerde, her durumda, her şartta doğruyu bilebilme imkanı yoktur. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu zamanımızda, doğru bildiklerimizin geçerlilik süresi, sürekli kısalmaktadır. Özellikle teknolojik gelişmelerin hızı ve insanların algılama ve değerlendirme farklılıkları, bu konuyu daha önemli bir hale getirmektedir.
Birinci adama gerçek anlatıldığı zaman, vereceği muhtemel cevaplar şöyle olacaktır:
-Ne bileyim ben iyilik yapmak için açmıştım.
-Onun öyle olduğunu bilmiyordum.
-Hiç de aklıma gelmemişti. Gibi.
Şurası unutulmamalıdır:
-Her kişinin gönlünde bir arslan yatar.
-Her kim ne yapıyorsa, en iyiyi yaptığını varsayarak yapar. (Kasıt hariç).
-İnsanoğlu kendi aklını beğenmezse çatlar ölürmüş. (Türk Atasözü)
-Eğer akıllar yeniden dağıtılsaymış, yine herkes kendi aklını alırmış.
Bizim düşünüp, karar vererek gerçekleştirdiğimiz bir eyleme, başka birisi bir şekilde kendi bilgi ve yöntemine göre müdahale ederse, ilk etapta fevri hareket edip, haklılık mücadelesi yaparak, ortamın huzurunu kaçırmak ve de insanların ikiye bölünmesine zemin hazırlamak, çok yanlış bir davranış modelidir.
Doğru olan, sabır ve sükuneti muhafaza edip, yukarıdaki hadis-i şerifin özünü sindirip, hikmetine kulak vererek, çözüme adaklanmaktır. Özellikle çağdaş teknoloji ve bilgi yönetimi konusunda kendisini yenilemekte gecikenlerin, bu hassasiyeti göstermelerine daha çok ihtiyaç vardır.
Hele hele doğrucu davutluk yaparak, inatlaşarak - iddialaşarak, “dediğim dedik, çaldığım düdük” diyerek, cami gibi kutsal bir mekanda huzuru kanatlandırmak, haklılık adına dahi olsa, asla doğru değildir.
Bu konuda sabır, sükunet, bilgiye ve bilene saygı, değerlerinin uygulanması da büyük bir önem arz etmektedir.”
Selam, sevgi ve dualarımla...  Allah’a (cc) emanet olunuz.
Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER/ Antalya- Kaliteli yaşam uzmanı